5 Ocak 2016 Salı

Pazartesi Sendromu - 3

Yeni yılın ilk Pazartesi sendromu. Aman ne hoş!
Geleneksel olarak yılbaşına yaklaşırken hep diş ağrısı başlar bende. Ya yirmilik dişler ya yanlış tedaviler sonucu acı içinde girerim. Geçen sene evde kalabalık ağırlamaktan mı, uzun zamandır görülemeyen sevgiliyi görmenin heyecanından mı bilemiyorum ama diş ağrısı beni pas geçmişti.
Ah unutmadan aslında diş ağrıları yalnızca yılbaşından önce olmuyor, bayram varsa, gitmek zorunda olduğum yerler varsa o zaman da oluyor. Yani bir dişçiye ulaşmanın en zor olduğu zamanlar. Nikahtan 2-3 gün kadar önce de olmuştu aynısı. O zamanki yirmilik diş ağrısıydı.
Bu sene de geleneği bozmadık. Yılbaşından 2 gün önce arkadaşımla oturmuş İstanbul'da bulabileceğimiz en iyi pizzalardan birini yerken düşen dolgu ve dolgu yerine giren pizza kenarı sonrası acıdan gözüm seğirmeye başlamıştı. Şimdiyse dışarıdan pek belli olmasa da biraz şişmiş durumda. Dişçiyi arayıp randevu alacağım. Umuyorum ki bir boşluk yaratıp randevu verebilir yakın zamana. Bu da güzel günlere dair ilk plan olsun.

İkinci olarak eve koltuk filan alma işini 2015 sonrasına ertelemiştik. Zaten kafamıza göre bir koltuk bulmakta çok zorlanıyorduk. Eşya değiştirmekten çok hoşlanan biri değilim. Bir arkadaşımın ailesi 2-3 senede 1 bütün koltuklarını, yemek odası takımlarını filan değiştirir. Harcadıkları maddi ve manevi kaynaklar beni hala hayrete düşürüyor. Belki de bir türlü olduramıyorlardır içten içe. Ah daha fenası da var nasıl unuttum!? Sevgilinin ailesi sırf can sıkıntısından her sene ev değiştirmişler İstanbul'a taşındıklarında. Sonra bir ev satın alıp sıkılıp onu da satmışlar 1 sene bile dolmadan. Sonrası yine taşınma. Sevgiliye evlenmeden önce "Seneye evi boyatmamız lazım" dediğimde anlam verememişti. O kadar taşınmadan sonra, oturulan evin badana-boyadan geçmesi pek bir mantık bulamadı zihninde. Amma ve lakin bu evde yaşanmış 4 yılın izi duvarlarda duruyor ve ben anılara bağlı bir insan değilim.
Geçen gün hayalimdeki koltuğu bulmamla bir sevinç yaşadım ama ufak bir ayrıntıyı atlamışım. Bu koltuğu yabancı bir dekorasyon sitesinde gördüm ve burada bulabilir miyiz, bulabilirsek nerede, nasıl, ne kadara buluruz bir fikrim yok. Birebir aynısı olmak zorunda değil tabi. Şeklen benzesin ve rahat olsun kafi. Bu koltuğu gördükten sonra daha önceden gördüğüm ve aklımın bir köşesinde olan koltuklar da güzel görünmemeye başladı.

Efenim, koltuk şu;
Kaynak da bu
Sırt detayı, kolçakların devasa olmayışı -ki eğer tuxedo bir model istenmiyorsa ülkemizde ince kolçaklı, böyle pof pof minderli koltuk bulmak biraz zor- kapitonesizliği, rahat minderleriyle oldukça güzel görünüyor. Bu model sanırım Bridgewater olarak geçiyor. Her neyse, kendimi düzgün koltuklar satan bir yer bulmaya ikna ettim bu hafta. Hemen almak niyetinde değilim zaten, aklımın bir köşesinde olsun yeter. İstanbul gibi bir şehirde salonları küçücük yapıp her yerde devasa koltukların satılması da bambaşka bir konu ama girmeyeceğim... Dipsiz kuyular klostrofobik etki yapıyor bende.




Hiç yorum yok: