22 Ocak 2016 Cuma

Konmari

Yaklaşık 2 hafta kadar önce aşağıdaki yazıyı yazmıştım. Gece sakinliğinde yazdığımdan gündüz gözüyle de bir okuyup düzeltip öyle yayınlamaya karar vermiştim, sabahına Sultanahmet saldırısı oldu ve ne yalan söyleyeyim hiç aklıma bile gelmedi bu yazdığım yazı. Bir süre buralara da uğramak istemedim. Uğrasaydım ciddi bir mutsuzluk yayacaktım. Şu an çok mu iyisin diye sorarsanız hayır değilim ama insan bir şekilde, zaman geçtikçe başa çıkmanın yolunu buluyor. Neyse fazla uzatmak istemiyorum bu konuyu, en azından şimdilik.


~~~~~~

Tanıdığım herkesin evinde olduğundan genellemekten çekinmeyerek söylüyorum ki çoğumuzun evinde en azından 1 adet ıvır zıvır çekmecesi vardır. Ben de geçen gün oraya el attım. Oradan ister istemez başka çekmecelere yöneldim. Vardığım sonuç; Çöpçüyüm. 1 market poşetini dolduracak kadar ıvır zıvır çöp çıktı. Kağıtlar, bir şekilde evde varlığını sürdürmüş kareli defterler -bunlara alerjim var-, 4 bir yana dağılmış türlü çeşit mumlar -düzenlediğim 5 çekmecenin 3'ünden mum çıktı-, beni evin derinliklerine bir yolculuğa çıkmaya ikna etti. Daha sonra mutfağa dadandım. Koca bir çekmece kaşıklık vardı, şimdilik emekliye ayırdım. En alttaki derin çekmeceye dikine yerleştirdim kaşık-çatalları. Artık koca bir çekmecelik yer kaplayamıyorlar, hükümranlık sona erdi. Kullanmadığım ya da yedeği olan şeyleri ayırmaya başladım. Sanırım artık yeni bir eve ihtiyaçları var.
İnternetlerde millet bu durumlarla nasıl başa çıkıyor diye araştırma yaparken Konmari yöntemine denk geldim. Eline aldığın eşyaya bakıp "Bu beni mutlu ediyor mu?" diye soruyorsun. Eşyaya sormuyorsun tabi, kendine soruyorsun cevap evetse kalıyor. Eşyanın işe yararlığı da önemli. Mesela zamanında beğenip sakladığım mini alkol şişelerinden eleye eleye 4 tane bırakmıştım. Onları atacakken vicdanım sevgiliye sormadan atmaya el vermedi. Sevgili genelde elden çıkarma konusunda benden daha iyidir. Eve geldiğinde "Bunları atayım mı kullanır mısın?" dedim. "Aaa bunlar güzel atma" dedi ama kararlıydım. "Bunlarla bir şey yapacaksan kalsın ama kullanmayacaksan gönderiyorum" dediğimde 2 tanesini bırakıp 2 tanesiyle vedalaşmaya karar verdik. Eşyaları ayıklarken en iyi yöntem sanırım
1-Kullanım sıklığı
2-Sevip sevmemek
3-Eğer az kullanılıp aynı zamanda seviliyorsa yeni kullanım alanları yaratılması sanırım en uygunu. Çok sevilip kullanmaya sıra gelmeyen kupanın diş fırçalık ya da kalemlik yapılması gibi işte.

Millet bu durumla nasıl başa çıkmış diye yaptığım internet araştırmaları sırasında insanoğlunun manyaklık sınırlarını zorlaması beni biraz korkuttu açıkçası.
Ne "declutter" yapmak uğruna salonda 1 koltukla 1 sehpa bırakılması normal geliyor ne de kendi başına odaya sahip olacak kadar kıyafet sahibi olunması.
Kişisel anlamda bakacak olursam kıyafetlerime göz gezdirdim ama sevgilinin toplam ayakkabı-pantalon vs sayısı benimkilerden fazla. Genel olarak uzun ya da kısa kollu tişörtün üstüne hırka-ceket giydiğimden pek fazla kazağım yok. Kıyafet konusunu zaten minimumun da altında tutmuşum. Geçen gün tamir aşamasını çoktan geçmiş 2 tane pantolonu uğurladıktan sonra 1 tane yenisini aldım ama zaten farkında bile olmadan uyguladığım bir yöntem olduğu için bir şey almak vicdanımı rahatsız etmedi.
Şimdi benim için en sıkıntılı konuya geleceğim "Takı". Normalde desenli şeyler almadığım için kıyafetleri takılarla daha kendime uygun hale getiriyorum. Sanırım 3 kişiye yetecek kadar var. Onlara da el attığımda sizlere buradan bildiririm ama önce cesaretimi toplamam lazım.


Dün Reddit'te birisinin ayrıntılı declutter organizasyonuna denk geldim. Merak ederseniz buradan bakabilirsiniz. Yaklaşık 9 haftadır süren bir organizasyon ve hafta hafta gelişmeleri bildirmiş. Bana "Bunu da atalım, bunu da, bunu da, evet evet onu da, dış kapıyı da yerinden söktük mü tamamdır" noktasına gelenlerden çok daha samimi ve asıl hedefe odaklı geldi. Koltuğunda ne bir yastık, yerde ne bir halı bırakanlarda çok daha gerçekçi ve sıcak bir sonuç elde etmiş. Yastıksız koltuk mu olur be?! Ben koltuğa oturdum mu ilk önce yastıkları ayarlıyorum. Koltuk sorunu yaşadığımızdan da evde şimdilik hiç halı yok. Yazlıktan hallice geliyor bana. Evi bile-isteye o hale sokanları ne yalan söyleyeyim samimiyetsiz buluyorum. Sanki 3 sene geçmeden çok daha fazlasını alıp yeniden biriktirmeye başlayacaklarmış gibi bir halleri var. Aşırı memnuniyetsiz, duygusuz bir durum. "Bütün duygularımdan arındım, yalnızca şimdilik geçen depresyonumu bıraktım. Bu da otel odasına çevirdiğim, rahatsız koltuklarına, bana özel hiçbir şey bırakmadığım odalarına, boş duvarlarına baktıkça daha beter olacağım duygusuz, ruhsuz evim" kıvamında yaşamanın bir anlamı yok.
Mesela bir tanesi kendini Terminatör'e çevirmeye kalkmış. "Önce odayı gözlerinle tara, hiçbir şeye ama hiçbir şeye dokunma, çünkü dokununca ister istemez bir bağlılık kuruyorsun..." vs diye bir şeyler anlatmış. Çok depresif geldiği için okumaya devam edemedim. Zaten işin o kısmına da başka başka ruhsuz şeyler anlattıktan sonra gelmişti.
Bu yöntem kişisel olarak benim işime yaramaz -ama sizlere uygun gelebilir-, çünkü dokunduğum şeyler çoğu zaman beni ittiği için alışveriş sırasında sırf desenini, modelini beğendiğim için bir şey almıyorum. Dokunduğumda ve denediğimde de taşların yerine oturması lazım.

Pek bahsetmiyorum diye dünyadaki ve ülkemizdeki olaylardan bihaber değilim, hem de hiç değilim. Büyümek insanlara pek güzel şeyler katmıyor, çocukların da dünyasını karartmaktan başka bir bok yaptığımız yok, bari elimizin dokunduğu şeyler bizi yaşlandırmasın. 

1 yorum:

Mari Antrikot dedi ki...

kon mari hepimize uğramış :)
http://mariantrikot.blogspot.com.tr/2015/11/atmayalm-da-saklayalm-m.html