15 Aralık 2015 Salı

Pazartesi Sendromu - 2

Sanırım bu "Pazartesi Sendromu" yazısı bir süre daha devam edecek. Kısaca anlatmak gerekirse sendromu yalnızca "Sıkıntı"ya çevirmek için güzel planlar yapıp bunları uygulayabilmek için adımlar atmaya kendini yönlendirmek olarak düşünebiliriz.
Geçen haftadan beri küçük odada yol katetmiş olsam da hala bir süre bir kedinin yaşayabileceği ortamı sağlayamadım. Çünkü içeriye kum kabı, yemek filan da koyacağım için birbirinden uzak boş alanlar yaratabilmem lazım. Evde bir kitaplığımız olmadığı için kitaplarım hala kolilerdeydi, yatağın altındaki bazaya yerleştirdim şimdilik. Belki uygularım diye artık kullanılamayacak durumdaki kazaklarımı kışlık minder kılıfına çeviririm diye bir poşete ayırdım.
Annem sağolsun tonla yeni tencere takımlarımız vardı, hangilerini sık kullanırım ilk başta bilemediğimden bir süre o kalabalıkla yaşamıştık, geçtiğimiz hafta kullanmadıklarımı artık kaldırdım ve bilin bakalım nereye kaldırdım? Evet küçük odaya. Odadan bir şeyleri çıkarıp elerken başka bir şeyler eklemem ne derece normal bilmiyorum. Sanırım artan tencereleri anneme geri göndereceğim. (Bkz: Bir depo olarak anne-baba evi).

Bu hafta eklenecek güzel planlara gelirseeek;
Basılı halde çok fazla fotoğraf saklamak pek bana göre değil, bu nedenle neredeyse basılı hiç fotoğrafımız yok, şu zamana kadarki fotoğraflarımızdan biraz ayıklama yapacağız ve onları bastıracağız, tabi yalnızca çerçeveye konacak kadar bir sayıdan bahsediyorum, evi tonla fotoğrafla doldurmak pek bana göre değil.

Kaynak
İkinci olarak oldukça eski ve çoook klasik bir modelde orta sehpamız var, bir şekilde bir yerlerden bu eve geldi. Neredeyse bütün odayı kaplayan koltuk takımlarımızı değiştireceğimiz zaman şu anki orta sehpa ikimizin de tarzında olmadığı için önünde-sonunda vedalaşacağız. Kalan zamanımızı güzel değerlendirmek adına orta sehpayı boyama kararı aldık. Kaybedecek bir şeyi olmayandan korkmak lazım denir. Muhtemelen şu yandakinin orta sehpası benzeri bir şey olur.



Evleneli neredeyse 2 ay oldu, bu haftasonu belediyeye gidip nikah fotoğraflarımızı alacağız, haftalardır erteliyorduk, artık zamanı geldiğine inanıyoruz.

Eskiden bir dönem teyzemle yaşadım, Beşiktaş'ta "kutu gibi"ye yeni bir anlam katan bir evdi. Mutfağa aynı anda 2 kişi sıkışır, 3 kişi giremezdi, teyzemin çalışma masası aynı zamanda yemek masamızdı, mesela şu anda salondaki 3'lü koltuk mümkün değil o eve girmez, kapı açık kalır, bir ucu apartman kapısında bir ucu oda kapısında sıkışır kalırdı. Her neyse konu bu değil, küçük bir buzdolabımız vardı, çok eski ve üzeri çizik doluydu. Bazı dönemler buzluğundaki buzları kırmak zorunda kalırdık. O buzdolabını bir gün tek tarafı yapışkanı kırmızı bir kağıtla kaplamıştık. O evdeki en sevdiğim eşyalardan biri haline gelmişti. Şimdiki buzdolabımızı da öyle kaplama kararı aldık. O yapışkanlı kağıtlardan güzel bir renk bulur bulmaz kaplayacağız.

Bu arada yazı pek Pazartesi gününe sığmadı. Öğlen 11'de başladığım yazıyı gece 12:30'da bitiriyorum. Sendromundan bahsederken gün bitti bile. Sanırım bu yüzden sendromlu. İlla ki bitirilmesi gereken işler, araya sıkışanlar, bitmek bilmeyen işlerle geçiyor.

Havalar nasıl olursa olsun sizin Pazartesi'niz sendromsuz olsun.


Hiç yorum yok: