9 Kasım 2015 Pazartesi

Sakinliğe Geri Dönüş

Merhaba herkese.
Eve dönmüş olmanın ve önümüzdeki uzun bir süre de bir yere gitmeyecek olmanın mutluluğuyla yazıyorum. 2 hafta kadar önce nikahı, geçen hafta düğünü atlattık, sanırım bu saçma salak ülke gündemi ve gereksiz seremoni silsilesinin yarattığı stresi en iyi atlatabileceğimiz yere gitmişiz balayı için. Caretta caretta'ları, bol bol mavi ve yeşil, tarihi yerler gördük. Balayı için Kaş'a gideceğimizi söylediğimiz çoğu insan "Ne yapacaksınız orada? Hem sezon da bitmek üzeredir, deniz soğuktur" vs gibi tonlarca şey sıraladı. Şu kadarını söyleyebilirim ki hayatımızdaki en doğru kararlardan birini vermişiz. Kaldığımız otele, dönmemize 3 gün kala 15-20 kişilik bir Alman kafile geldi ve biz "Ne kadar da kalabalık oldu otel" diye düşünmeye başladık. Yalnızca 2 gün kaldılar, sanırım oradan başka yerlere geçeceklerdi. Tatil için gitmesi zevkli bir yer ama yaşamayı düşünebileceğimi sanmıyorum. Temelde küçük bir yer olmasından dolayı değil tabi ki ama kışları İstabul'da yazları Kaş'ta çalışan bir arkadaşımız biz gittiğimizde oradaydı ve orada, o cennet gibi yerde insanımızın doğal karakteristiğinin nasıl da bu cennet yerde güzelce yaşamanın önüne geçtiğini anlattı biraz. Sanıyorsun ki ne yana baksan ya masmavi denizi, ya yemyeşil doğayı görmek insanlara biraz olsun yalnızca kendi hayatını yaşamayı aşılar. Tatil için gidenler açısından olmasa da orada yaşayanlar için durum pek de öyle değilmiş.

Cuma gecesi döndük İstanbul'a, Cumartesi yalnızca alışveriş için markete gittik. Pazar günü erkenden kalkıp kahvaltı yaptık, hadi sahile gidelim yürüyüş yapmaya dedik. Amacımız 1 saat kadar yürüyüş yapıp dönmekti. Bolca kedi maması, biraz da köpek maması aldım yanıma. Yolu yarılamadan hepsi bitti tabi. Daha önce çok acıktığından kedi maması yiyen köpek gördüm de köpek maması yiyen kedi görmemiştim. Elimde yalnızca köpek maması ve bana doğru gelen 5-6 kedi olunca köpek mamalarını vereyim bari dedim. Sonra bir yerlerde oturup çay içip azıcık da Marmara denizini izleyelim dedik ama pişman olduk. Sahilde bir kafenin önüne Büyükşehir belediyesi bir müzisyen ekibi kondurmuş, arkalarındaki ada manzarasından memnun kalmamış olacaklar ki Kız kulesi manzaralı bir pano yerleştirmişler müzisyenlerin arkasına. Kafenin arka taraflarına sesleri gelmez dedik ama self servis olan kafede 15 kişilik kuyruğu görünce vazgeçtik. geri dönmeye yeltendik. Eve doğru 10 dakika kadar yürüdükten sonra boş dolmuş geçince Bostancı'da kahve içmeye evrildi planımız. Biz kahveyi içip biraz oturup geri dönene kadar saat 3 oldu ve oturduğumuz yerden çıkınca dışarıdaki deli gibi kalabalık biraz başımı döndürdü. Çok alışmışım az insana, sıra beklememeye.

Tatilde bir de Steinbeck'in Kısa Süren Saltanat'ını okudum. Ağzına vura vura taşlamış diyebilirim. Demokrasi bir şekilde ilerlemiyor ve ağız birliğiyle krallığa geçilmek isteniyor, tabi kıyafetten saraya her şey tiyatro dekorundan farksız oluyor. Arka planda basit yaşayan insanların ihtişam görmek istemesinden, eşek yüküyle vergi ödeyenlerin bu düzeni devam ettirme telaşını anlatıyor. Hikayesini okuduğumuz kral ise aslında kral olmak bile istemiyor ama ülkesinin iyiliği için kendini kral olarak buluyor.Kıkır kıkır gülme modunda değilse, insanın sinirlerini bozabilecek bir eser, ben uyarımı yapayım da okumak isteyen olursa ona göre gardını alsın.




5 yorum:

fermina daza dedi ki...

Kısa Süren Saltanat'ı annemin yatağının başucunda bulup aldım okumak için, ertesi gün gelen kitap alışverişinin içinden bir kopyası daha çıktı. Annem de zaten benden almış okumak için. Gerçekten okumak istiyorum anlaşılan, çifter çifter alıyorum kitabı.

Ben de ilk defa 1-2 sene önce gittim Kaş'a, kış sonu gibiydi. Nedense pek etkilenmedim. Ama çok kedi köpek sevdim ve bir miktar da kaktüs çaldım yollardan. Bir otelin kapısının önünde kendi havlusunda yatan tombul bir köpek vardı, tezahürat yapınca ağır ağır yerinden kalkıp yanımıza geldi her seferinde, selam verip havlusuna geri döndü. Arabaya atıp kaçırmamak için kendimizle savaş verdik.

Hoşgeldin sakin hayata :)

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Hoş bulduuuk =)

Kitap bana biraz Zübük'ün konsantre edilmiş hali gibi geldi. Zübük'ü en son birkaç sene önce okumuştum ama zaten mevcut ülke gündeminin çok darladığı bir dönemdi(Gezi'nin birkaç ay öncesi), kitap o nedenle biraz zor bitti. Bir yandan kitap, bir yandan yaşadığımız hayat fazla gelmişti. O dönem bu kitabı okusaydım daha kolay olurmuş diye düşündüm.

Kaş için de söyleyebileceğim, oraya "biraz" insan varken gitmek en güzeli gibi. Kış sonu muhtemelen orada sadece oranın yerlisi vardır muhtemelen ve onlar da öyle "çok sevimli, canım benim" insanlar değiller. Muhabbet ettiğimiz 1-2 kişi de dışarıdan oraya yeni gelmiş insanlardı.
Bahsettiğin köpek jandarmanın az ilerisinde kızıl-kahverengi tombiş bir şeyse ben de bol bol mıncıkladım o köpeği. Bir de Mavi Bar'ın az ilerisindeki marketin önünde bir köpek vardı beyaz üstüne kahverengi benekli, "keşke araba ve bahçeli ev olsaydı" dedim. Benim kediler köpeklerle pek canciğer değiller malesef.

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Bu arada senin bir yazında bahsettiğin Lupo ikilisine başladım. Gündüzleri başka şeylerden çok vakit kalmadığından geceleri okuyorum ve gece olsun diye bekliyorum 2 gündür. Bu kitaptan bahsettiğin ve annenin teşvikinden dolayı ikinize de teşekkür ederim. Bir türlü derdini anlatamayan kitaplardan dolayı uzun zamandır pek kitap okuyamıyordum; ısınma turları için çok yerinde bir kitap.

fermina daza dedi ki...

Ah ben de Lupo'nun ilk kitabını bitirmek üzereyim, imla hatalarından saçlarım döküldü. İkinci kitap ne kadar özenliyse ilk kitap o kadar feci bu konuda, sanki de'lerle da'larla boğuşan bir ilkokul çocuğuna düzelttirmişler :/ Çok bozuldum.
Jandarmanın yerini hatırlamıyorum ama kızıl-kahve ve şişmanlıktan dev bir sosise dönüşmüş orta boy bir köpekti bizim havlulu. Ankara'dan arabayla gittik bir de biz Kaş'a, o bitmeyen yolu bir kere daha kaldıramayabilirim. Ama yazın nasıl oluyor ortalık diye merak etmiyor da değilim.

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Çok ilerleyemedim ben daha kitapta. İstanbul'a döndüğümüzden beri yapılması gereken bazı işler vardı, o işler olmadığında da arkadaşlarla görüşüyoruz, yatağa yattığım an sızıp kalıyorum.

Jandarma Meis adasının karşısına doğru olan yolda. Derya Beach'in az ilerisinde kalıyor söylediğim köpüş ama bahsettiğinle çok benziyor. 1 kez sevdikten sonra da her geçişimizde yanımıza gelip selam veriyordu.
Biz gittiğimizde mağazaların, kafelerin, barların filan yarısı kapanmıştı. İlk gün gittiğimiz-gördüğümüz yerlerin bazıları da geri kalan günlerde kapanmaya devam ediyordu, açık kalan yerlerin çoğu da yarı dolu-yarı boştu. Kafelerden mağazalara her yerde indirim yaptılar bize. Bir de tekne turuna çıkabilmek için 2 gün bekleyip en fazla 10-12 kişiyle yaptık turu, çok sakindi. 2 arkadaşım bu yaz gitmişlerdi, döndüklerinde İstanbul kalabalığından şoka girmişler(ikisi de İtanbul'da doğup büyüdüler), ben de bundan yazın da çok rahatsız edici bir kalabalık olmadığı çıkarımını yaptım.