23 Kasım 2015 Pazartesi

Sahiplenme Duygusu

İyi bir şey mi kötü bir şey mi tam olarak bilemiyorum, yakın bir zamanda ciddi anlamda "sahiplenme duygusu zayıflığı" olduğunu farkettim kendimde. Şimdi böyle tırnak içinde yazınca bunun gerçekten varolan bir terim olduğunu sanmayın, altını çizdim varsayılsın.
Nedenini çözmek için çocukluğuma inmek gerekir mi bilmiyorum. Böyle deyince de sanki bir sorunmuş gibi algıladığım da sanılmasın. Yalnızca neden, nasıl olduğunu bilemiyorum. Ne sevdiğim biri hayatımdan çıkmak istediğinde o kişiye sıkı sıkı sarılıyorum, ne sevdiğim ama kaybettiğim bir eşyamı tekrar bulduğumda dünyalar benim oluyor. 3 yıldır ilk defa yerleşik bir düzenim oluyor. Evi sahiplenme konusunda çok bir performans gösterdiğimi sanmıyorum. Kendi düzenimizi kuruyoruz işte yavaş yavaş. Günümüz şartları göz önüne alındığında, alışık olduğum bir semtte, bu semtin ortalama üstü bir evinde yaşıyorum ama ha bu evmiş ha başkasıymış çok da farketmiyor. Yaşam standardım elbette ki değişir ama daha ortalama bir evde yaşasaydım bu bir dert olmazdı içimde. En fazla Yurtiçi Kargo evde olduğum halde "Geldik ama yoktunuz" notu bırakırdı kapıma, kargoyu evde kimse yokken kapıdaki güvenlik benim yerime teslim almazdı. Mesela biri kedilerime kötü bir şey yapsa, aklımı kaybedecek gibi olurum ama bu bütün canlılar için geçerli benim gözümde. Fazlaca bağımsız bir yapıya sahibim, herkesin de bu hakka sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Hariçten gazel okumak değil bu benimki.
Bütün bunları burada paylaşmak ne derece doğru bilmiyorum ama az da olsa bir anonimlik söz konusu, bunun arkasına sığınayım az biraz, hem benim de içinde olduğum bir payda bu sonuçta, salt bir başkasının hikayesini paylaşmayacağım. Tarihlerle aram pek iyi değildir, böyle başlayayım, en fazla aradan kaç yıl geçtiğini yazabilirim. Ortalama insan ömrüne göre çok da uzak olmayan bir geçmişte kör topal devam eden 3 yıllık bir ilişkiyi sonlandırmamdan oldukça kısa bir süre sonra çok yakın bir arkadaşım aradı "Görüşmemiz lazım" diye. Taksim'de buluştuk, çay-kahve derken girdi konuya; "Ben aşık oldum" derken gözlerinin parlaması hala aklımda, 14 senedir ilk defa böyle bir cümle duydum ondan. Şaşırdım tabi, "Kime?" diye sorduğumda tahmin etmemi istedi. Hoca-öğrenci ilişkisini geçeli epey olmuş okulundaki hocası da dahil o sıralar takıldığı birkaç isim saydım ama karavana. Pes edip sorduğumda eski sevgilimin adını söyledi. İlk anda aklıma bile gelmedi "Hangi ...?" diye sorarken anladım. Ne diyeceğimi merak ediyordu ama o an aklımdan tek geçen kızdığında, bilmeyerek de olsa kırdığımı adı gibi bildiği halde en zayıf olduğumu bildiği noktadan parçalayana kadar bel altı vuran bir adamın arkadaşımı ne kadar çok üzebileceğiydi. Tabi her şey bizim ilişkimizdeki gibi olmak zorunda değildi-dilerim öyle de olmamıştır-, yalnızca "Seni üzmesin yeter" diyebildim. Görüşmenin sonrası fecaatti. 3 yılda geliştirdiğimiz bir dil vardı sonuçta ve bu dili 1 aylık ilişkiye yüklediğini gördüm, tek bir söz bile edemedim tabi, "Bu laf, aranızda bir laf eyvallah ama biz bunu şu anlamda kullanıyorduk" diyemedim, tabi daha birçokları. 14 yıllık arkadaşımla yüz yüze son görüşmemiz oldu bu, sonrasında telefon konuşmalarımızdaki sıkıntılı ses tonundan daha fazla görüşmek istemediğini anladım. Arkadaşımla sahip olduğumuz tonlarca ortak arkadaşımız aynı soruyu sorup duruyordu "Kızmadın mı? Nasıl sinirlenmezsin? Ben öğrendiğimde çok sinirlendim" diye ama o göz parıldamasını gören bendim, bundan başka -yeni yeni farkediyorum ki- sahiplenmeyle ilgili de sorunlarım vardı. Kaybetmekten korktuğum için de değil sahiplenmeme nedenim, ben de sizler kadar çok şey kaybettim; dostluklar, çok sevilen yakın aile fertleri, duyulan güven, sahiplenilen hayvan, cüzdan, iş, ders notu, anahtar, çok uzaklara taşınan dostlar, ucundan dönen şanslar... Yalnızca zaten aslında benim olmayanın benimmiş ilüzyonuna inanmadım, kendi yolunda gidenin arkasından el sallayıp uğurladım. 

Bir yerlerde bir aydınlanma yaşadım sahiplenme konusunda bir sorunum olmasıyla ilgili. Sonra taşlar yerine oturdu ve başkalarına anlamsız gelen birçok kararımın, yaptığım eylemin, söylediğim sözün, savunduğum fikrin nedeninin bu olduğunu farkettim. Tek söyleyebileceğim hayatın, bazı anlamsız yükleri taşımak için çok kısa olduğu. Son 2 yılda bile onlarca toplu ölüme şahit olduk, olmadıklarımız da var. Yarın piyangonun kime çıkacağı belli olmaz.

Bu arada geçen gün bahsettiğim en üst kattaki dairenin internetteki ilanı kalkmış ama balkondaki satılık afişi duruyor hala. Belki de artık sadece kiralıktır, o kadarını göremedim. Canım sıkıldıkça internetten satılık evlere filan bakıyorum, bir nevi milletin evini didiklemeye döndü sanırım, evlerin bazıları çok korkunçlukluyken bazıları o kadar "home sweet home" tadında ki acaba hangi şartlarda onca yerleşip benimsedikleri evlerini satıyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum. 


Hiç yorum yok: