8 Ekim 2015 Perşembe

Kedili Bitkili Ev

Ne zaman bir yere gidip 1-2 gün kalacak olsam hayvan beslenmeyen bir evse daha gitmeden stres basıyor beni. Sanki az biraz rahatsızlarmış gibi geliyor. Ne bileyim, yaşam alanına kendi kanından olmayanlara yer yokmuş da ben yalnızca misafir değil "aşırı misafir"mişim gibi hissediyorum. Kıyafetlerimdeki kedi tüylerine "onlar benim süsüm", "aaa kedim bana ben evdeyim erken gel diyor" filan diye bakıyorum. Huzur kedide mutluluk bitkide böcekte.

Daha huzurlu bir hayat için de sevgiliyle ekrana bakma etkinliğini azaltma kararı aldık. En ufak bir şey konuşmadan, ya da etkileşime geçmeden yapılan şeyler birlikte zaman geçirme hissi yaratmıyor bende. Şimdilik dizi filmden kıstığımız zamanlarda bu aşağıdaki ikiliyi ortaya çıkardık.




Eğer bu ikiliyi yaşatabilirsek işin boyutunu biraz büyütmeyi planlıyoruz. Nemi filan çeksin diye en alta taşlarla birlikte kömür filan konuyor ama elimizde kömür olmadığından pirinç koyduk. Küçük olan da ilk aldığımda böyle bir kaktüs değildi ama sanırım biraz fazla sulamışım bu şekilde kabak çiçeği gibi açıldı. Eğer ki bunu kotarırsak sonrasında kokedama için kolları sıvayacağız ve olur da onu da becerirsek çıtayı çok daha yükseklere taşıyıp dikey bahçe yapmayı planlıyoruz. Bu arada farkettiğim ufak bir bilgi vereyim, bu küçük olanı kendi saksısından çıkarırken köklerin en güçlü sarıldığı şey filtre kahve yaptığımızda kenara ayırıp toprakla karıştırırım dediğim artıklarıydı. Tam kökün oraya gelmiş ve çoğu o filtre kağıdında kalan kahve artıklarına sarılmış. Baharda evdeki bitkilerin topraklarını değiştireceğim zaman bir kahveciye gidip filtre kahve makinelerindeki artıkları isteyeceğim sanırım.


Kokedama da böyle bir şey

Bu kokedamaları magnetleyip buzdolabına koymuşlar, bazıları ip bağlayıp tavandan sarkıtıyor.

Evlenmeme 3 haftadan biraz az bir zaman kaldı, buketim yok, saçımı başımı nerede yaptıracağımı bilmiyorum ama çiçekle böcekle uğraşmak çok daha güzel geliyor. Sanırım en sonunda çiçekçiye gidip cipsolarla kasımpatıları toplayıp kendim yapacağım buketimi. Saç makyaj işi ise tam bir muamma. Ben sevgiliyi "Gel iki başımıza gidip evlenelim, ne gerek var tonlarca saçma şeyle uğraşıp milleti memnun etmeye çalışmaya" diye ikna etmeye çabalarken o beni düğün de yapmaya hala ikna edemese de razı etti. Neyse ki düğün İstanbul'da olmayacak. Bütün her şeyi kuaför bulma da dahil sevgilinin ailesine bıraktım. Artık beyazın beyazı tenime en bronz allıkları, en koyu fondötenleri, en mavi farları basarlarsa da günahları boynuna. Bütün bunlar tam da dediğim gibi olursa renk cümbüşü suratımı kocaman çerçeveletip hediye ederim, baktıkça vicdanları sızlar.

Bu arada annemlerdeki iki kedimden birini getirdim eve. Alışması biraz zaman aldı. 4.5 yaşında yer yurt değiştirince normal tabi ama genel olarak huzuru yerinde. Diğer kedimi de düğün dernek balayı hengamesini atlattıktan sonra getireceğim. Gelir gelmez evde uzun süre yalnız kalmasın istiyorum. Şimdi sizi biri sokakta gördüğüm olmak üzere kediye boğacağım.









Bu en alttaki kediyi Facebook'ta Üzüm Ve Diğer Şeyler adlı Üzüm ve Ryuk adlı iki kedi ve ev arkadaşları Yeşar'ın hayatından komik kesitleri anlattığı sayfadaki Ryuk'a çok benzettim. Israrla takip ediniz. İnsanın hayatına gerçek bir neşe katıyor.

Bu hayvanlar neden bu kadar güzel çözemeyen bloggerınız Süpersonik Çok Bombastik.

Hiç yorum yok: