20 Ekim 2015 Salı

Her Gün Vuruyom Kutu Kutu Passiflora'ya

Yok, o kadar da değil. En son hiç istemediğim nişan yapma olayından bir süre sonra başıma düğün belası sarılınca ve bundan kaçamayınca sevgiliye sitemli gözlerle bakıp bakıp "Bunların hiçbirini istemiyordum ben" diye buğulu buğulu bakmam ve bu halin günlerce geçmemesi üzerine almıştım. Kavga edecek bir şey bulamazsam kendimle kavga ediyordum. Öyle bir nefret hali... Sonra birden (Birden dediğime bakma, 1 hafta boyunca sinirlenip kavga etmediğim şey kalmadı) aklıma Passiflora almak geldi. Sanırım bünyem de alışkın olmadığından (Daha önce ne muadillerini ne kendisini hiç kullanmamıştım) 1 saat geçmeden her konusu açıldığında sinirlerimi zıplatan düğün olayı "Düğüne kadar bıyıklarımı uzatıp sabahında pembeye boyayacağım! Mehehehehhee!" yavşaklığına vardı. Bu cümleyi kurduğumu da ertesi gün hatırlamam ayrı bir yazının konusu sanırım. Kafama da dikmemiştim halbuki, 2 küçük tatlı kaşığı almıştım. O kafa rahatlamasından 1 hafta kadar sonra baktım depreşiyor 1 tatlı kaşığı daha aldım, sinirden uyuyamamadığım bir gece. Dizide filmde bile yastık görse uyuyan birinin sinirden uyuyamaması büyük bir olaydır, lütfen hafife alınmasın.

Aradan aylar geçti ve geldik bugünlere. Cumartesi gününü annemin abartma huyunun etkisini sonuna kadar yaşadım, çeyizler vs geldi, yalnızca 1 su bardağından 18 tanesini ne yapacağım(Başka su bardağı takımları da var üstelik), geri kalan su bardakları takımını nereye sokuşturacağım hiçbir fikrim yok mesela. Ki burada yalnızca 1 bardak çeşidinden bahsediyorum.
Ya da annemin yılın her haftasına 1 nevresim ve saz arkadaşları derneğinin bulucusu-kurucusu olduğunu öğrenmem pek hoş olmadı. Yardıma teyzeler filan da geldi ama kalabalık aile psikolojisi, kimse kimseyi asla dinlemez. "Bu kadar tabağı, tencereyi koyacak yer yok, hepsini açmayın, çamaşır makinesi eski, bir günde 3 kez çalıştırınca 3. de durduğu yerde yere vurarak yeri delip alt kata kaçmaya çalışıyor" laflarımın hiçbiri dinlenmedi. Acı gerçekle karşılaştıklarında hayal meyal söylediklerimi hatırladılar ama nafile.
Bulaşık makinesi de dolaplar gibi silme çanak çömlek ve bardak dolu şu anda. Anneme dinletemediğimden çok büyük bir kısmı benim zevkimin çooook dışında.
Dişim de ağrıyordu 3 gündür, uğraşmadım ben de.

Dün doğum günümdü ama aile efradına göre doğum günüm için sevgilinin 1 hafta önceden rezervasyonunu yaptırdığı yere beni yemeğe götürmesinden daha önemliydi eşyaları yerleştirmem, eşya önemli çünkü; çeyiz ise eşyaların en kudretlisi.
Sevgiliye diş geçirmeye kalkmadıklarından söyleyecekleri laf dillerinin ucuna gelip de yuttuklarındaki hallerini videoya çeksem Chaplin filmlerine taş çıkartırdı.

O kadar zamandır birlikte olmamıza rağmen doğum günlerimizi hep ya ayrı şehirlerde ya da ayrı ülkelerde geçirmek zorunda kalmıştık. Birlikte kutlayabildiğimiz ilk doğumgünü bu üstelik. Ama önemli olan o değil, dediğim gibi eşyadan daha mühim pek bir şey yok şu dünyada, çeyiz ise en başta geliyor bu eşyalar arasında.

Bizim ailenin geleneğidir, ortamda kim yoksa anında dedikodusu yapılır, söyleyecekleri şeyleri az çok tahmin ediyordum ama akşam kuzenimin anlattıkları, sabah annemin beni aradığındaki zırvalamaları ardındaki olayı netleştirdi. Açtım ağzımı yumdum gözümü. "Düğüne kadar bana bulaşanın sünger kadar aklı yoktur" dedim kısaca. İşin kötüsü nikah bu haftasonu olsa da düğün sonraki hafta. Bana yine Passiflora günleri.

Annemin en yeni derdi ise gelin olarak hangi evden çıkacağım. Kendi kendime "Bırak dünyayı, ülkemizde insanlar ne dertlerle uğraşıyorken annemin en büyük derdi hali hazırda uzuuuuuuun zamandır yaşadığım evden çıkacak olmam, üstelik direkt kuaföre oradan nikaha gideceğim". Sanki gelenek görenek umrummuş gibi, sanki ben "Düğün isterim, gelenek görenek isterim" demişim de her şey kuralına göre olsun diye diretmişim ama şimdi kendi mantığıma göre saçmalıyormuşum gibi bir hisse kapılmışlar.
Nişandan 1 hafta önce "Yok ulan size nişan mişan!" diye sokak ortasında bağıracak noktaya gelen ama normalde konuşurken çok alçak sesle, sakin sakin konuşan ben değilmişim sanki.
"Nikahta gelinlik giymeyeyim bari, zaten düğünde giyeceğim, aynı eziyeti 2 kez yaşamak istemiyorum" demem "Aaaa ama olmaz hiç sevmediğin, mümkün mertebe yüzlerini görmekten kaçındığın akrabalar düğün burada olmadığından seni öyle göremeyecek"e gelen bir şeyler zırvaladılar. Nişan sonrası yaşadığım bazı şeylerden, bu musibet akraba kontenjanından gereksiz kımıl zararlısından biri nikahıma gelirse olay çıkartacağımı daha geçen gün yineledim. Sakin insanım ya, diş geçirirler, hem unuturum ben, tabi canım, "gelecekleri varsa görecekleri de var"ın vücut bulmuş haliyim. Günlerdir "Kan benim, damar benim" diyen çocuğun psikolojisinde yaşıyorum. O çocukla empati kuracağım hiç aklıma gelmezdi ama hayat her şeyi mümkün kılıyor demek ki.

Bugünlerde en fazla bu kadar sevimliyim.



 



Hiç yorum yok: