7 Mart 2014 Cuma

DENİZE HAÇ ATMA TÖRENİ VE ÇEŞİTLİ UÇUP KAÇMALAR

Gönül isterdi ki daha sık yazabileyim, anlatayım edeyim filan ama olmuyor be sevgili okuyucu. Vaktimin çoğunu dışarılarda geçiriyorum; en son kedim, ben evden çıkarken montumu giydikten sonra atkı vs bakarken bana hafiften hırlayarak tepki gösterdi, daha sonrasındaysa "Bu akşam da eve gelmeyeceksen bir daha gelme" bakışı attı. Bir hafta sonra eve döndüğümdeyse hiç trip atmadı neyse ki. Küçük kafalı, koca götlü kedimi anneme emanet ettikten sonra içim rahattı ama birkaç gün sonra "Seni çok özledi, hiç keyfi yok. Bi'  heveslenip bana göbek açtı dün ama sonra sevdirmek istemedi" dedikten sonra eve dönmek farz oldu.

Bütün bu yazmadığım zamanda birçok şey yaptım ama hepsini anlatırsam ben yazarken, siz okurken sıkılırsınız. Bol fotolu, kısa anlatımlı bir yazı olacak sonrası.

İlk olarak 6 Ocak'ta Fener Rum Patrikhanesi'ne gittim. İsa'nın doğumunu kutlama töreni vardı. İlk önce patrikhanedeki ayini izledik arkadaşım S. ile. Bol bol foto çektik. Zaten arkadaşımın ödevi için gitmiştik. Erkenden gittiğimiz için  başlarda o kadar kalabalık değildi, saat 11 gibi Yunanistan'dan gelen grupla içerisi dolup taştı, içeride tütsü yakıldı, kim ve ne olduğunu bilmediğim 3 tane tören kıyafetli genç patriğin yüzüğünü öptü. Sonra da aşağıya haçın denize atılacağı yere gidip iyi bir kare yakalayabileceğimiz bir yere kurulduk. Orada da yaklaşık 2 saat kadar bekledik çünkü ayin bitmeden çıkmıştık. Son 1 saatteyse teknelerde o soğukta üzerinde sadece mayosu olan insanlar bekledi. Onlar üşümedi ama bizler onlara baktıkça daha çok üşüdük. Bir tekneden diğer tekneye demorolize etme taktikleri uygulandı "Kolibasili! Kolibasili!" diye. Atlamayın siz, ölürsünüz mazallah demek istediler. (Gülüşmeler)
Daha sonra patrik gelip haçı attı denize, teknede bekleyenler denize atladılar, haçı çıkaran da sonrasında ödülünü almıştır herhalde patrikten.
Bu foto da ayin sırasında çektiğim fotoğraflardan biri.



Ocak sonunda Salt Galata'daki Arşivi Parçalamak: Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik, Hafıza sergisine gittim. Eğer gidebilecek durumdaysanız gidin, gezin, 24 Mart'a kadar sergi devam ediyor. Kesinlikle pişman olmazsınız vakit ayırdığınıza. Bol bol mektuplar, aile fotoğrafları vardı. O dönemin günlük hayatına çok yakından tanıklık yapmak gibiydi.

Mektuplar, kartpostallar...


Aile albümlerinden seçkiler...


Sütoğlan ismini verdiğim fotoğraf.


Bana en ilginç gelen bölümlerden biri; Sol tarafta evin hanımının dinlediği plakları sergileniyor (zaten sergi salonuna girince yine evin hanımının kullandığı leylak kokusu geliyor ilk olarak insanın burnuna); Sağ taraftaysa evin kızı evlenince tutulan çeyiz için alınan eşyalar ve tutarlarının bulunduğu liste defteri var. Duvardaysa çeyizden parçalar olduğunu tahmin ettiğim kumaşlar...


Daha sonrasındaysa çok müthiş bir köpekle tanıştım; Leo! Bir arkadaşın çalıştığı galeriye ziyarete gittiğimde tanıştım Leo'yla. Kendisi beremden gözlerini alamayıp illa da oyun isteyince kendisini öpebilmek için tuzak kurdum. Geçenlerde o galerideki bir sergi açılışına gittiğimde başka bir beremin ipinden tutup beni galeride dört döndürdü, kalabalığı görünce iyice şımarmıştı tabi. Şımarsın, çok yakışıyor!


Daha sonrasındaysa İstanbul Modern'de Komşular sergisine gittim. İçeride fotoğraf çekmek yasak, malumunuz, Levent Çalıkoğlu'nu mail yağmuruna tutarsak belki okur ve kaale alır da fotoğraf çekebilmeye başlarız içeride.

Her neyse sergi salonuna ilk girişte Fahrettin Örenli'nin duvarı karşılıyor sanatseverleri. Bir nevi taşlama duvarı; ama ne taşlama... Yıllardır böylesini görmemiştim diyebilirim. Şimdi burada anlatırsam halkı isyana teşvikten tutun da dini değerlerle alay etmeye kadar geniş bir yelpazede tiblerler herhalde. En çok hoşuma giden göndermelerden biriyse kapı göndermesiydi. Özetle; "Uzun zaman önce birisi, bir duvarda açık bir kapı çizdi ve bu gelenek devam etti ama kimsenin aklına o kapıyı kapatmak gelmedi" diyor. Hatırladığım kronolojik bakımdan en eski açık kapı göndermesi Velasquez'in Las Meninas tablosuydu. Bu tabloya kafayı takanlardan en ünlüsü Picasso'dur. Daha sonraları birçok yorumlamasını yapmıştır. Las Meninas tablosuysa bir hayli ilginçtir, her yerinden semboller, göndermeler, ikilikler fışkırır. Tam bir entrika yumağı. Kısaca özetlemeye çalışayım resmin altında;


Bu da Picasso'nun Nedimeler tablosu.


Sol taraftaki koca tuvalin arkasındaki ressam Velasquez. Üzerindeki de saray ressamlarının giydiği üniforma ama o sırada Velasquez aslında saray ressamı değil. Küçük prenses (tahmin edileceği üzere bej rengi elbiseli olan) ve tabi peşinden nedimeleri odaya annesi ve babası, Velasquez'e resimlerini yaptırırken (Kral IV Philipe) odaya dalmasıyla açık kalan kapıdan bakan kişiyse saray erkanından ve kralla kraliçeyi gerçekte görmediğimiz halde orada olduğunun sağlamasını yapmamızı sağlıyor. Pozisyonundan gidiyor mu geliyor mu çok da belli olmuyor ama varlığı yeterli. Kralla kraliçeyi ise aslında kapının solundaki aynadan görüyoruz. Oda ise gerçekten varolan bir oda ve duvarlardaki tabloların da hangi tablolar oldukları biliniyor. Kapının üstündekiler Rubens tabloları olması lazım. Bu durumda Velasquez bu tabloda Rubens reprodüksiyonu yapmış oluyor. Onu da onlarca farklı ressam yeniden ve yeniden yorumluyor ama bir Allah'ın kulu da çıkıp kapıyı kapatmıyor. Bizim ailede "Kapısız köyden mi çıktın?" derler, o hesap.

Biraz uzunca bir yazı oldu farkındayım ama yine Komşular sergisinden başka bir dikkatimi çeken eserden bahsedip gideceğim; Adib Fattal!

Sinematur.com 'dan aldığım bir görsel; İşte size ayrıntı ayrıntı, çizgi çizgi, renk renk, nokta nokta şehirler! Ne kadar süre durup inceledim bilmiyorum. Zaman kavramını birazcık kaybettim bu çalışmalar karşısında.


Komşular sergisiyse 8 Mayıs'a kadar ziyarete açık. Güzel bir haberle de bitireyim artık, yeteri kadar uzattım zaten yazıyı; İstanbul Modern'e 8 Mart'ta bütün kadınlara giriş ücretsiz! Ayrıntılı bilgi için tıklayın bakalım =)


Fellik fellik gezen bloggerınız Süpersonik, kuyruğu yanmış kedi gibi ortalıkta gezinmeye bir ara verdiğinde bildirdi.



Hiç yorum yok: