26 Mayıs 2013 Pazar

Son Zamanlarda

Son zamanlarda yaptığım bazı şeylere kendimi o kadar kaptırdım ki anlatamam blog.
Çok takıldığım, kendimi kaybedip yeniden bulduğum birkaç yer var. Paylaşayım istedim.

İlki, Adamlar Yapıyor adlı internet sitesi. Reklamları, arkasında dönen işleri, PR çalışmalarını ve nicelerini anlatıyor. Tüketiyorsanız takip edin!

Bir diğeri dekorasyonla ilgilenenlerin çoğunun bildiği, bilenlerin sevdiği/seveceği bir tasarım sitesi olan Houzz adlı site. Birçok konuda çözümlemeleri ilginç geliyor bana. Tabi ki kulp taktığım onlarcası var ama sanırım sorun onlarda değil bende.
Küçük bir bahçeniz var ve ağaca kuş beslemek için yemlik mi bakıyorsunuz, o zaman şu aşağıdaki gibi bir şeyler çıkarıyor karşınıza, aynısı olmasa da benzerini ben kendim yapabilir miyim diye düşünüyor insan.

                                             
                                                             Contemporary Bird Feeders by Other Metro Brookstone

"Başka başka!" diyenlere, henüz ölmeden 4-5 sene kadar önce bir kitap fuarı dönüşü otobüste arkamda oturduğunu farkettiğim ve yanımdaki arkadaşımın kendini tutamayıp tanışma girişimiyle "Huysuz İhtiyar" köşesiyle kendine ne kadar objektif baktığını daha iyi anladığım sevgili Oğuz Aral'ın "Gereksiz  taramalardan kaçının" lafının üstüne üstüne gidip kovalamış, yetmemiş bunu sitesi haline getirmiş Melih Sancar'ın Gereksiztaramalar adlı sitesi son zamanlarda bir hayli vakit geçirdiğim, dönüp dönüp baktığım yerler arasında.

Melih Sancar-Gereksiz Taramalar

Kalabalık kalabalık yazılardan, bol fotolu postlardan çok müthiş hazetmesem de bunu da eklemeden yapamayacağım, bir sonraki adresimiz de Riitta Ikonen'in sitesi. Buradan fotoğraflarını, işlerini görebilirsiniz.


İnternetlerin altını üstüne getiren bloggerınız Süpersonik, sıcak bir Mayıs gününde serin serin oturduğu yerden bildirdi.

14 Mayıs 2013 Salı

Sarı Gökyüzü

Güneşli ve sıcak bir Aralık gününde gidenlerin, gök gürültülü/sağanak yağışlı bir Mayıs gününde gelmelerinin vakti...


Çekirdek aileme karşı yaşadığım ilk kırgınlığı hatırlıyorum. Daha doğrusu anneannemin evinin camından bakıp sarımsı gökyüzünü gördüğümde hissettiklerimle neredeyse aynı ölçüde hayal kırıklığı yaşatmıştı bende, bensiz yemeğe gitmeleri. Evlilik yıldönümleriymiş. Anneannemin, bunu henüz 3-4 yaşlarındaki bir çocuğa anlatışını düşünüyorum... Keşke o anı dışarıdan görebilseydim. Çocuğun birinin canı bir hayli sıkılmış. Soğuk bir Şubat ayı, gökyüzü sapsarı. Gökyüzünün sarılığına mı yoksa annesiyle babasının onsuz eğlenmeye gitmesine mi içerliyor kendisi bile bilmiyor. Kim bilir suratımda o an ne garip bir ifade vardı.

Nedenli ya da nedensiz yoğun bir şeyler hissettiğimizde (sanırım en çok nedensiz) sanırım, aklımız hep o hisse en yakın türde olan ilk deneyimimizi hatırlatıyor bize. Pek bir neden yok aslında ama tepemde sarı bir gökyüzü var sanki. Ufak şeyleri büyütmeye başladım iyice. Belki ondandır. Bakış açım daraldıkça, o dar alana daha büyük geliyor gördüklerim. Hayatında gök gürültüsünün ne olduğunu bilmeyen, ilk defa bunu duyan ilkel insanın hisleri gibi karmaşığım. Hayatımızın çoğu malesef geçiş dönemlerinden oluşuyor ama en çok bunaldığımız anlar da bu geçiş dönemleri oluyor. Sonra diyorsun ki "Ne olursa olsun ama bitsin artık şu dönem". Sonunda bitiyor, bitiyor ama bir süre sonra bunun seni ne kadar değiştirdiğini farkediyorsun.
Üniversitede, okul seneleriyle ilgili çok yerinde bir tespit var ya hani, ilk sene dünyayı kurtarırsın; ikinci sene toplumu kurtarırsın; üçüncü sene aileni kurtarırsın; son sene götü kurtarırsın diye, böyle bir değişim işte bahsettiğim.


Bu düşünce akışı konusunda çok yetersizim, biliyorum ama kafamı toparlayamadığımda elimden başka türlüsü gelmiyor malesef.




Foto Kaynak

12 Mayıs 2013 Pazar

DEKORASYON ALARMI - 2

Bir süre önce dekorasyonlarla ilgili naçizane fikirlerimi belirtmiştim şuradaki postta. Kendi evime DIY projeleri hazırlamaktan çok uzak olsam da hayalleri olan her insan evladı gibi ben de beğendiklerimi ya da iyi-kötü bir şeyleri gözüme çarpanları ayırıyorum kenara köşeye. Bazılarını da sizlerle paylaşıyorum; hazır mısın benimle beğenmemeye?



İşte ilk görselimiz geliyor!
İlk başta bakınca koltuğun minderlerinin kenarındaki çizgilerle arkadaki saksı, sağ duvardaki rafın iç kısmı, orta sehpanın üzerindeki limonlar ve tabi ki kilim renk açısından birbirini bir hayli destekliyor. Öyle ki bir anda bakınca sadece griler ve yeşil-sarılar görünüyor. Objelerin kullanımıyla birlikte renklerin kullanım açıları da kusursuza çok yakın, gözler, beyaz orta sehpadan arkadaki dolaba gidiyor oradan duvardaki yazılara, yanındaki beyaz duvara, koltuğa, yastıklara, koltuk minderlerinin kenarındaki hoş ayrıntıya ve nihayet yerdeki kilime! Ve birden aklımda Crocks terliklerin görüntüsü beliriyor. Hani şu, evladınız giyse tiksineceğiniz terlikler... Sırf tasarım gibi görünüyor diye alıp koymuşlar o kilimi oraya. Yeşil-pembe kareli elbisenin altına limon sarısı ayakkabıları giymekten bir nebze olsun çekinmeyen ben bu kilimi ancak çocuk odasına yakıştırabiliyorum malesef... Keşke şu koltuğun kenarındaki şalın renk ve desenlerine biraz daha yakın bir şeyler kullansalarmış, daha enerjik ve bütün bir görüntü oluşurmuş yine.



İlk bakışta ne güzel, sakin görünüyor değil mi? Haydi bir inceleyelim; bu fotoğrafın çekildiği uzak memleketlerde eminim ki tepeden sarkan çıplak ampullerle aydınlatılan balıkçılar yok. Yeni evlendiniz diyelim tasarım olması adına bu çıplak ampullerle aydınlattınız evinizi, ortalama bir kayınvalide eş dost meclisinde evinizi ballandıra ballandıra anlatırken ampulleri es geçer, iyi niyetli olanı elinize para sıkıştırır, paranızın normal, ışıltılı bir avizeye yetmediğini düşünerek. Yüksek tavanı (İstanbul'da) ancak Tünel'den Galata'ya inen evlerde bulabileceğiniz için daha normal standartlarda olan bir evde yaşarsanız elde edebileceğiniz görüntü ancak balıkçı vitrini olacaktır.
Bu kadar büyük bir koltukla bile bu kadar ferah görüntüyü de ancak geniiiiiş bir salonla elde edebilirsiniz. O yüzden bunun kadar bütük bir koltuk için heveslenmeyin. Özellikle Avrupa yakasındaki 30 yıllık ortalama bir evde yaşıyorsanız bu koltuğu alıp salonunuza yerleştirdiğinizde bulaşık makinenizin kapağı tam açılmayacaktır.



Son görselimizin adı Hoşgeldin Depresyon!
Yazın sıcakta, kşın soğukta, baharın canlılığında, hiçbirinde gitmeyecek bir dekorasyon. Parçaları tek tek ele alıp başka ortamlara yedirince daha güzel durabilecek olan bu dekorasyon, bu kullanımda, odanın içinde 10 dakikadan fazla kalanı deprosyana sürükleyip, çıkmak isteyeni elinden tutup Doctor Who edasında kulağına "Run" diye fısıldayacakmış gibi geliyor. Tek sorunu seni koşturmak için depresyonun karanlık, derin dehlizlerini işaret ediyor olması.


Belki de ruh haliyle bir şeyi bile içine sindiremeyen bloggerınız Süpersonik, elinde kalan yavru kedileri kucağında uyuturken bildirdi.



9 Mayıs 2013 Perşembe

HIRSIZIN UĞRAMADIĞI ÇİÇEKÇİLER

Kız istemeye giden damat adayı babası kıvamında bir övünme olacak ama, çevremdeki insanlar gözlem yeteneğimin sınırlarını önce küçümseme yoluyla algılayamadıklarını belirtirler fakat olaylar benim dediğim yönde gelişir çoğu zaman ve hayrete düşerler. Bunun aslında tek bir çıkış noktası var, ortaokulun son senesinden beri gittiğim resim kursları. O zamandan beri gözlerim hep olması gerekenin peşine düştü. Yolda giden bir insanın çok hafifçe bir ayağının aksaması, ayağında bir sorun olduğunu anlamama, bir kedinin tuvaletini yaparkenki pozisyonu idrar yollarında bir sorunu olduğunu farketmeme, karşılıklı çok sakin konuşan iki insanın minik hareketleri aslında kavga ettiklerini (çoğu zaman konusuyla beraber) görmeme neden oldu hep. Eğitilmiş göz -eğitildiği yönde- ayrıntıları farketmesine olanak sağlar. İçgüdü olarak yerleşir bu. Sürekli etrafına baktığında bir şeyler görür. Dünyayı bir bütün gibi algılar. Üniversitede bir hocamızla ders sırasında muhabbet ederken duvardaki hafif sıva çatlağını gösterirken "Şu duvardaki çatlağı belki bilinçli olarak algılamıyorsunuz fakat bu ortaya koyduğunuz işlerde ister istemez etkisini gösteriyor, sonra evinize gittiğinizde masanızın kenarındaki lekeye gözünüz alışıyor ve farketmiyorsunuz bile. Bu da giderek yaşam kalitenizde düşüşe neden oluyor." demişti. Bunu aşmaksa ancak farkındalıkla oluyor tabii. Belki yaptığın bir resimde yıpranmış bir ortama daha da yıpranmışlık katmak için masanın kenarına bir leke konduruyorsun, duvarlara hafif sıva çatlakları, yerde gezen birkaç karınca ve resmin etkisi tamamen artıyor bu sefer.

Bütün bunlarn dışında günlük hayata dair gerçekleri de farketmek daha kolay oluyor. Belki Kadıköy çarşısının ortasındakinde değil ama Bostancı'nın yerleşim yerlerine yakın bir yerde bir çiçekçinin, dükkanı kapatırken hiçbir zaman küçük, cam önü çiçeklerini içeri almadığını farkediyorsun. Sonra Ortaköy'de rastlıyorsun aynı duruma. Acaba, diye düşünüyorsun; çiçekseverlerden hırsız çıkmıyor mu?