28 Şubat 2013 Perşembe

Dekorasyon Alarmı

Son 3-4 yıldır sanırım az çok dekorasyona meraklı insanlar bembeyaz İsveç tarzı evlerle yatıp kapitoneli geniş oturma yerli loveseatlerle kalkıyor, duvar kağıtlarına göz süzüp, evlerinde DIY projesi gerçekleştirmek adına sehpalarına, dolaplarına gözlerini kısarak dik dik bakmak suretiyle psikolojik baskı uyguluyor. Bunların hepsi aslında çok güzel, sonuçta aslan yattığı yerden belli olur. Gelgelelim şu dekorasyon sitelerinden derlenip toparlanıp hayata geçirilen projeler, bembeyaz tasarruf ampullerinin çiçekli avizelerin içinden bilmem ne gibi çıkan görüntüsüyle ölümcül darbeler alıyor, yetmiyor salona 4 beden büyük koltukların uçları birbirine değmekten üçlü koltuğun en azından 1 kişilik oturma kısmı, ikili koltuğun kenarıyla kapanıyor.

Bütün bunları neden anlatıyorum, başka derdim mi yok diye aklınıza gelebilir, kısmen hak veriyorum ama bak dinle, henüz anlatmak istediğim kısma gelemedim kaç satırdır, utandım da yeni paragrafa geçtim sayın okuyucu, o derece mahcubum.

Dekorasyon güzel şey de...

En tepede anlattığım sorunlardan muaf projeler vardır, kocaman salonlar, küp küp altına eş değer ayrılmış bütçeler, styling çalışmaları, Canon mu döver Nikon mu okşar tartışmalarına hayatı boyunca girmeye ihtiyaç bile duymamış fotoğrafçıların parmaklarını şıklatmasıyla ellerinin altına serilen ışık-gölge imkanları... Ama bazen yine de o salonda, yatak odasında bir şeyler sizin de içinizi kemirmiyor mu?
Hani, karşındaki görüntü aslında tam senin tarzındır da bir nedenden ötürü kendini oraya bir türlü yerleştiremezsin... Çok muzdaribim be blog... Ben de dayanamadım birkaçını buraya taşımaya karar verdim...

Orada, tam karşımızdaki tabureler tamamen işlevsiz. Madem ortada öyle boş alan bırakıyorsun, kenarları da doldurmayacaksın. İlla dolduracaksan bütün odada kullandığın sadelik adına büyüklerinden 2 tane mum ya da masanın üstündekilerin tarzında vazo ve bitki daha iyi olurdu. Bir de o camın pervazındaki, araba farı görmüş tavşan gibi kalakalmış vazonun orada ne yaptığına anlam verebilen var mı?

Çok az şey beni, çalışma masasının kısa kenarında konumlandırılmış tek bir sandalye kadar dışarı itip hüzünlendiriyor.

En uyuşuk kedinin sahibi bile, bir kediyle oradaki ıncık cıncık bibloların aynı dünyanın varlıkları olmadığını bilir.

Masayı kurarken sabah sporunu da aradan çıkartmak isteyenler için tasarlanmış bu mutfağımızda masif kaplama, ayakları tekerlekli, bir tarafı hantal bir görüntü elde etmek için kapatılmış, bir tarafı ise devlet dairesi hissi vermemiş olmak adına açıkta bırakılmış sunta masa göze çarpıyor. Masayı kurmak için ya mutfağı tavaf etmek ya da tezgahın altı boş olan kısımından eğilip kalkmak suretiyle masanızı kolayca(!) ve rahatca(!) kurabilirsiniz.

Lavabo denen nanede el yüz yıkarsın, diş fırçalarsın... Yüzüne maske yapar, çıkarmak için omuzlarına kadar damlayan sudan ıslanırsın, elinden dirsek hizana gelen sular göbüşlü insanların göbüşünü, göbüşsüz insanların ayaklarını bile ıslatabilir. Kaldı ki oradan savaş ortasında koşan atlıların arasında kalmış 5 yaşındaki çocuk kadar savunması olan havlu sağ çıkmaz. Ayrıca yüzünü sileceksin diyelim o havluyla, ya eğileceksin ya da havluyu tekrar tekrar o dar yerden çıkarıp yerine geri takacaksın, hafif kaydırarak dengeleyeceksin ki yerlere değmesin...



Bütün görseller için Foto Kaynak


Daha değinmek istediğim çok şey var ama daha fazla sıkmaya gerek yok değil mi? Belki daha sonra tekrar devam ederim...

Rahatsız bir insan olması nedeniyle dekorasyon sitelerinde gezmeyi kendine işkence haline getiren bloggerınız Süpersonik yattığı yerden bildirdi.