14 Mayıs 2013 Salı

Sarı Gökyüzü

Güneşli ve sıcak bir Aralık gününde gidenlerin, gök gürültülü/sağanak yağışlı bir Mayıs gününde gelmelerinin vakti...


Çekirdek aileme karşı yaşadığım ilk kırgınlığı hatırlıyorum. Daha doğrusu anneannemin evinin camından bakıp sarımsı gökyüzünü gördüğümde hissettiklerimle neredeyse aynı ölçüde hayal kırıklığı yaşatmıştı bende, bensiz yemeğe gitmeleri. Evlilik yıldönümleriymiş. Anneannemin, bunu henüz 3-4 yaşlarındaki bir çocuğa anlatışını düşünüyorum... Keşke o anı dışarıdan görebilseydim. Çocuğun birinin canı bir hayli sıkılmış. Soğuk bir Şubat ayı, gökyüzü sapsarı. Gökyüzünün sarılığına mı yoksa annesiyle babasının onsuz eğlenmeye gitmesine mi içerliyor kendisi bile bilmiyor. Kim bilir suratımda o an ne garip bir ifade vardı.

Nedenli ya da nedensiz yoğun bir şeyler hissettiğimizde (sanırım en çok nedensiz) sanırım, aklımız hep o hisse en yakın türde olan ilk deneyimimizi hatırlatıyor bize. Pek bir neden yok aslında ama tepemde sarı bir gökyüzü var sanki. Ufak şeyleri büyütmeye başladım iyice. Belki ondandır. Bakış açım daraldıkça, o dar alana daha büyük geliyor gördüklerim. Hayatında gök gürültüsünün ne olduğunu bilmeyen, ilk defa bunu duyan ilkel insanın hisleri gibi karmaşığım. Hayatımızın çoğu malesef geçiş dönemlerinden oluşuyor ama en çok bunaldığımız anlar da bu geçiş dönemleri oluyor. Sonra diyorsun ki "Ne olursa olsun ama bitsin artık şu dönem". Sonunda bitiyor, bitiyor ama bir süre sonra bunun seni ne kadar değiştirdiğini farkediyorsun.
Üniversitede, okul seneleriyle ilgili çok yerinde bir tespit var ya hani, ilk sene dünyayı kurtarırsın; ikinci sene toplumu kurtarırsın; üçüncü sene aileni kurtarırsın; son sene götü kurtarırsın diye, böyle bir değişim işte bahsettiğim.


Bu düşünce akışı konusunda çok yetersizim, biliyorum ama kafamı toparlayamadığımda elimden başka türlüsü gelmiyor malesef.




Foto Kaynak

Hiç yorum yok: