12 Mayıs 2013 Pazar

DEKORASYON ALARMI - 2

Bir süre önce dekorasyonlarla ilgili naçizane fikirlerimi belirtmiştim şuradaki postta. Kendi evime DIY projeleri hazırlamaktan çok uzak olsam da hayalleri olan her insan evladı gibi ben de beğendiklerimi ya da iyi-kötü bir şeyleri gözüme çarpanları ayırıyorum kenara köşeye. Bazılarını da sizlerle paylaşıyorum; hazır mısın benimle beğenmemeye?



İşte ilk görselimiz geliyor!
İlk başta bakınca koltuğun minderlerinin kenarındaki çizgilerle arkadaki saksı, sağ duvardaki rafın iç kısmı, orta sehpanın üzerindeki limonlar ve tabi ki kilim renk açısından birbirini bir hayli destekliyor. Öyle ki bir anda bakınca sadece griler ve yeşil-sarılar görünüyor. Objelerin kullanımıyla birlikte renklerin kullanım açıları da kusursuza çok yakın, gözler, beyaz orta sehpadan arkadaki dolaba gidiyor oradan duvardaki yazılara, yanındaki beyaz duvara, koltuğa, yastıklara, koltuk minderlerinin kenarındaki hoş ayrıntıya ve nihayet yerdeki kilime! Ve birden aklımda Crocks terliklerin görüntüsü beliriyor. Hani şu, evladınız giyse tiksineceğiniz terlikler... Sırf tasarım gibi görünüyor diye alıp koymuşlar o kilimi oraya. Yeşil-pembe kareli elbisenin altına limon sarısı ayakkabıları giymekten bir nebze olsun çekinmeyen ben bu kilimi ancak çocuk odasına yakıştırabiliyorum malesef... Keşke şu koltuğun kenarındaki şalın renk ve desenlerine biraz daha yakın bir şeyler kullansalarmış, daha enerjik ve bütün bir görüntü oluşurmuş yine.



İlk bakışta ne güzel, sakin görünüyor değil mi? Haydi bir inceleyelim; bu fotoğrafın çekildiği uzak memleketlerde eminim ki tepeden sarkan çıplak ampullerle aydınlatılan balıkçılar yok. Yeni evlendiniz diyelim tasarım olması adına bu çıplak ampullerle aydınlattınız evinizi, ortalama bir kayınvalide eş dost meclisinde evinizi ballandıra ballandıra anlatırken ampulleri es geçer, iyi niyetli olanı elinize para sıkıştırır, paranızın normal, ışıltılı bir avizeye yetmediğini düşünerek. Yüksek tavanı (İstanbul'da) ancak Tünel'den Galata'ya inen evlerde bulabileceğiniz için daha normal standartlarda olan bir evde yaşarsanız elde edebileceğiniz görüntü ancak balıkçı vitrini olacaktır.
Bu kadar büyük bir koltukla bile bu kadar ferah görüntüyü de ancak geniiiiiş bir salonla elde edebilirsiniz. O yüzden bunun kadar bütük bir koltuk için heveslenmeyin. Özellikle Avrupa yakasındaki 30 yıllık ortalama bir evde yaşıyorsanız bu koltuğu alıp salonunuza yerleştirdiğinizde bulaşık makinenizin kapağı tam açılmayacaktır.



Son görselimizin adı Hoşgeldin Depresyon!
Yazın sıcakta, kşın soğukta, baharın canlılığında, hiçbirinde gitmeyecek bir dekorasyon. Parçaları tek tek ele alıp başka ortamlara yedirince daha güzel durabilecek olan bu dekorasyon, bu kullanımda, odanın içinde 10 dakikadan fazla kalanı deprosyana sürükleyip, çıkmak isteyeni elinden tutup Doctor Who edasında kulağına "Run" diye fısıldayacakmış gibi geliyor. Tek sorunu seni koşturmak için depresyonun karanlık, derin dehlizlerini işaret ediyor olması.


Belki de ruh haliyle bir şeyi bile içine sindiremeyen bloggerınız Süpersonik, elinde kalan yavru kedileri kucağında uyuturken bildirdi.



1 yorum:

fermina daza dedi ki...

bak o dev koltuk alıp bulaşık makinasının kapağını açamayan salaklar biziz mesela :) ama o yaz ankara'da düz renk olan, üzerine svarovski taş işlenmemiş tek koltuklar bunlardı ve diğerlerinin yarı fiyatına satıyorlardı. bazı arkadaşlarımızın ayakları yere değmiyor oturunca, neden ucuz olduklarını o zaman anladık.

bu ev dekorasyonu yazılarını bilhassa beğeniyorum :)