29 Kasım 2012 Perşembe

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi

2 hafta kadar önce Üsküdar'da Ziya Osman Saba'nın "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" adlı oyununa gittim. Şimdi yazmamın nedeni ise yazacak bir şey bulamamaktan çok vakit buldukça draftta kayıtlı yazıları sonunda elden geçirmeye başlamam.

Oyunda en çok ilgimi çeken şey dekorun aktif bir şekilde kullanılması. İlk başta görüntülerin yansıtıldığı perdelerin daha sonra arkaya doğru yatırılarak Haliç köprüsü görüntüsü elde edilmesi bence gayet güzel bir fikir.

Oyunun kendisine gelirsek, -kişisel olarak- empati hissimi sonuna kadar açmam gerekti. İstanbul'dan hiç öyle aylar-yıllarca uzak kalmadım, İstanbul'a hasret kalmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama sanırım bu oyunla ne demek olduğunu biraz da olsa anladım. Empati duygumu bir başka zorladığım konuysa -azıcık spoiler olacak sanki bilemedim ama- babasının ölmeden önce giydiği son kıyafetlerine verdiği değer de bana sanırım çok fazla geldi. Bu tür şeylere çok çok büyük anlamlar yükleyen biri değilim -ki bu içi boş bir söz değil, çok sevdiğim insanları kaybettim ben de çoğu insan gibi ama beni onların kayıplarından sonra biraz olsun mutlu edebilen şey onlarla geçirdiğim zamanlar oldu-. Bu konuda daha çok Füreya Koral'ın, Aliye Berger'in hayatlarını anlatan kitaplarda anlatıldığı gibi bir tutuma sahibim; geçmiş aklımda, içimde olduktan sonra salondaki vitrine koyacağım şey o kadar da önemli değil.

Oyuna geri dönersek;

Bu oyunda beni çok etkileyen şeylerle başlayayım, birisi oyun sondan başlıyor, hani bir film izlersin, bir fotoğraf gösterirler ekranda, ardından yavaş yavaş yüzüne yaklaşır arkadan başka bir görüntü belirir ve o fotoğraf çekilmeden öncesine gider... Bu etkiyi orada çok güzel yaşadım.
Bir başka hoşuma giden şey, oyunun kitapçığının arka kapağında yazan bir söz "Bu basabilmek saadetine erdiğiniz kaldırımlara hiç tükürülür mü?". Ne kadar hak versem, oraya buraya yazsam yine az.

Uğur Arda Aydın anladığım kadarıyla bu oyuna göre daha enerjik bir yapıda olsa da büyük kısmı tek kişilik olarak uyarlanan oyunu çok güzel kotarıyor.






Paylaşımcı bloggerınız Süpersonik.


21 Kasım 2012 Çarşamba

Karşılaşma/lar

Dün, Selma Hekim'in "Kendinde Şey" sergisinin açılışına gittim. Her ne kadar Enis Batur "Sanat eseri ortaya çıktığı mekandan koparıldığında öksüz kalır" dese de burada öyle bir yerleştirme yapılmış ki tabloyu alıp eve götüren kişi "nereye assam, nasıl yerleştirsem" sorunu yaşamayacak.

Oradayken de Blue Agenda blogunun sahibesiyle karşılaşıp tanışma fırsatım oldu. Kendisini ilk başta başka birine benzetip o sandıysam da sonradan kafamda ampul yanmasıyla kendime geldim.


Demem o ki sevgili bloggerlar mekan güzel, sergi güzel, gidin-gittirin!




Fink fink gezen bloggerınız Süpersonik.

16 Kasım 2012 Cuma

Fodula

Bu yaz Bodrum'da Fodula diye bir grupla tanıştık Mavi Bar'da. Daha doğrusu biz barın önünden geçerken müziğin enerjisiyle barın önünde kalakaldık! İçeri doğru bir baktık ve ilk kez sahnedeyken bu denli eğlenen bir grup gördük öyle ki o kadar zaman geçmesine rağmen aklıma geldikçe hala kıpır kıpır oluyorum.

İnternetlerden baktık ki bu grup meğersem kışın büyük kısmını İstanbul'da geçiriyormuş. Taksim'de Arsen Lüpen'de ve Leyla Teras'ta çıkıyorlarmış. En son çarşamba günü Arsen Lüpen'delermiş ama hem o güne Üsküdar'da tiyatroya biletlerimiz olduğundan hem de bir türlü iyileşemememden dolayı gözüm Taksim'e gitmeyi kesmedi.Biz de akıllı uslu tiyatrodan çıkıp Mado'ya gidip yılın ilk bozasını içtik.



Gel Vatandaş Gel Kedilere Gel!

Yakın zamanda pek elimize avucumuza gelmeyen ama bahçede bakıp beslediğimiz bir kedinin 3 tane tombilik tombilik yavrusu oldu. Yavruları sahiplendirebilmek için her fırsat bulduğumuzda elleyip mıncırdık, sevdik oynattık (hehehe sırf sahiplendirebilmek için! Yoksa yavru kedi sevilecek şey mi!)... Bunlardan birini güzel bir yere sahiplendirdim ama geri kalan ikisi sokakta kalınca benim içim elvermedi. Şu anda kedilere belki bir yuva bulunur diye veterinerime bıraktım, orada kafesteler.Eğer sahiplenmek isterseniz yorum bırakmanız yeterli.






Şu anda bu boyuttalar, Eylül'ün başında dünyaya geldiler, daha geçen hafta anneyi emmeyi bıraktılar. Tekir olan hafif uzun tüylü bir kedi. İkisi de başka kedilerle gayet uyumlular.

11 Kasım 2012 Pazar

Postcrossing

Yapmış adamlar!

Buraya tıklıyorsun ve üyelik oluşturuyorsun, sistem sana birini gönderiyor ve oraya kartpostal gönderiyorsun. Kartpostalı gönderince senin de adresin başka birine gidiyor ve gönderiyorlar kartpostalını!

Sevgili Stupid Little Things nam-ı diğer Fermina Daza yazmış blogunda, ben de katıldım postcrossing olayına.

Yıllarca, evine bile giden insana şakasına da olsa bir umut uğurlarken "kart atmayı unutma" diyen ben tabii ki böyle bir olayın görüp de katılmamazlık edemez.

Neyse efenim, ilk kartpostalımı Rusya'ya gönderiyorum. Umarım kazasız-belasız gider kartpostalım.


Bu kartpostalı geçen ay Kadıköy'de Akmar'a gelirkenki kırtasiyelerden birinde görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Farklı versiyonlarıyla birlikte birer ikişer almıştım, şimdi ise hayatımda ilk defa birine kartpostal olarak gönderiyorum bunu. Ben çok beğenmiştim, umarım o da beğenir.



Nostaljikliği tavan yapan Blogger Süpersonik...

10 Kasım 2012 Cumartesi

A-B-C ve Diğerleri

Okuma-yazmayı unutmadım ama işte insanın içinden gelmiyorsa gelmiyor. Sonbahar her zaman iyi gelmiştir bana. Bulutlu-yağmurlu hava gördü mü hafakan basanlardan değilim. Etrafımda azıcık kapalı havayı görünce "Böyle hava mı olur!" diyen insanlar o kadar inanıyorlar ki başka türlü düşünenlerin olamayacağına "Ben seviyorum bu havaları" dediğimde yalancı muamelesi görmemek için susuyorum. Hem zaten sonbahar sessizken daha güzel.

Romantik olmayan bir sonbahar fotosu bulamadığımdan bu fotoyla idare edicez artık.




Sonbaharın, romantizm ve sarılı-turunculu yapraklardan oluşmadığını bilen bloggerınız Süpersonik...