31 Aralık 2012 Pazartesi

Tasarım Tasarım Tasarım!

Sevgili okur, şimdiden seni uyarmak boynumun borcu, bu bir "Eski yıla elveda, yeni yıla merhaba" yazısı değil, başlıktan da anlayacağın gibi. Bazısı taa yazdan kalma, bazısı henüz çok yeni birkaç şey var paylaşmak istediğim, gördükçe heyecanlandırıp "Eh hadi ama!" dedirten.

Bunlardan ilki yazdan kalma bir haber, birçoğunuzun haberi vardır ama olmayanlar için anlatıyorum;

Tinkfabrik

Tinkfabrik adlı oluşum, kendisini "demokratik tasarım fabrikası" olarak tanımlıyor. Yeni-ilginç ya da çarpıcı bir tasarımı olan tasarımcı  çizimini yapıyor, sunuma hazırlıyor, brifini de ekleyiveriyor ve bu siteye gönderiyor. Site de halkın oylamasına sunuyor. En beğenilenlerin üretim ve pazarlanabilirliğini araştırıyorlar ve bunu da geçen ürünler üretim aşamasına hazırlanıyor. İşte burada izleyici, takipçi yeniden devreye giriyor ve bir fiyatlandırma oyunu oynanıyor. Biri çıkıp "Ben bu ürüne 10 lira veririm" diyor, bir diğeri 20 lira fiyat biçiyor, sonra da sonuçlar değerlendiriliyor. Bütüüün bu aşamalardan sonra önsatışa sunuluyor ürün. Önsatışa katılanlara hediye-indirim gibi güzellikleri de çok görmüyorlar. Yeterli destek sağlandığındaysa ürün, üretim sürecine giriyor ve sonunda satışa sunuluyor. Ürünü beğenip "Bu üretilmeli, benim olmalı!" diyenler ürününe kavuşurken tasarımcı da (ki tasarımı gönderen herkesi değerlendirmeye alıyorlar sanırım) telif hakkından kazandıklarını yemekle meşgul oluyor!
Bu kadar anlatıp kendi beğendiğim 1-2 ürünü göstermemek olmaz sanırım.

Bu ürünün adı Poly. Tasarımcısı Fatih Can Sarıöz. Bu, ilk üretilecek ürün sanırım, şu anda önsipariş alınıyor. Kahvaltıda tatlıların, tuzluların karışmasından, birbirinin tadını, kokusunu almasından benim gibi birçok insanın rahatsız olduğuna eminim. "Sonuçta hepsi aynı yere gidiyor caaanım!" mantığını besleyenlerden değilim. Tek derdim keşke o kahve fincanı orada boş boş durmasaydı. Kahve, normal şartlarda masada servis edilen bir şey değil ne de olsa.

Oyuncak toplamayı oyun haline getiren bu ürünün adı Yamy. Ne yalan söyleyeyim, çocuklarla arası olmayan, hiçbir zaman çocuk fikrini aklının ucundan bile geçirmeyen bana bile bu ürüne sahip olma isteği uyandırdı. En azından kendime oyuncak alır hem dağıtır hem toplardım. Yamy'nin tasarımcısı ise Umut Demirel. Eh, buna da bir not düşelim bari,  keşke renderlayan kişi ya ürünün farklı bir rengini kullansaydı ya da zemini başka renk alsaydı.


Benim gibi yolda yürümeyi bile oyun haline getiren insanlar için oldukça güzel bir ürün, Pompidou. Tasarımcısı Oscar Tange. Hatırlıyorum de geçen sene çalıştığım ofiste çöp kutusu karmaşası yaşnmıştı. Bir grubun çöp kutusu kırmızı, yukarı doğru hafifçe genişleyen IKEA çöp kutularındandı, bir kısmının ise normal, telli ofis çöp kutularıydı. Ara ara bir sirkülasyon oluşurdu, çöp kutuları yer ve sahip değiştirirdi, sanırım her gece arkamızdan toplantılar yapıyorlardı. Bu çöp kutuları eminim ki kesin çözüm olurdu.


Fiverr

Bilenler bilir, Fiverr.com adında ilginç bir site var. $5 için insanlar, sizin yapmak istemediğiniz ya da yapmayı bilmediğiniz ufak tefek işleri yapıyorlar. Bunlardan bazıları doğumgünü kartı hazırlayıp adrese postalama, logo, kartvizit tasarımı, ufak tefek çevirmenlik işleri gibi şeyler. Bu sitenin Türk versiyonu çıkmış, Beslikk.com adında. Şimdilik çok bir üyesi, trafiği yok sanıyorum ki ama yakın zamanda patlama yapar belki, ne dersiniz?


Vandalina

Gelelim bir başka habere. En yenisini sona sakladım; Vandalina adında bir topluluk kurmuş Ankara'lılar. Facebook sayfasındaki açıklamada "Vandalina olarak bir proje tasarladık. Bu projeyle her ay ele aldığımız sorunu sticker tasarımları ile "sokağa çıkarmayı" planlıyoruz. Fikir ve tasarım sizden, çoğaltıp sokaklara sunmak bizden." demişler. İlk konuları olarak kadın ölümlerini seçmişler. Yukarıdaki linkten daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Sticker bombing adı verilen bu eylemi böylesi güzel bir amaçla birleştirmek, evet çok güzel olmuş. İnsan der ya "Benim nasıl aklıma gelmedi?" diye, tam olarak böyle dedim içimden ve çok da mutlu oldum bu topluluğu görünce. Belki kim bilir bir gün benim tasarımımı da görürsünüz yolda, parkta, durakta?
Bu arada, grup şimdilik sadece Ankara'da gerçekleştiriyormuş bu eylemi ama katılıma göre başka şehirlere yayılmayı da düşünüyorlarmış.



Biraz uzunca bir yazı oldu, biliyorum ama buraya kadar okuduysan sanırım bir teşekkür etmem gerekiyor; teşekkür ederim!



Bazı şeylerden çok geç haberi olan bloggerınız Süpersonik.

28 Aralık 2012 Cuma

Tek Çocuk Olmak

Gecenin kör bir yarısı olmasa bütün bunları yazar mıydım bilmiyorum. Gerçi şimdi neyin ne kadarını yazacağımı da kestiremiyorum ya, hoş.
Dizilerde, filmlerde, romanlarda filan belki farketmişsinizdir, çoğunlukla yalnız insan figürü hepten yalnızdır. Yani bahsettiğim çok diplerde bir yalnızlık. Anne-baba-kardeş-arkadaş yoktur. Eyvallah, gerçek hayatta öyle değil genelde işler ama bazen insan hisseder ya öyle.
Daha önce söyledim mi bilmiyorum, ailenin tek çocuğuyum ben, uzun yıllar da en küçük torun oldum ama bunlardan cesaret alıp ölümüne şımarık da olmadım, ortam müsait olsa da kişilik zemini uygun değilmiş. Kısmet. 

-Bazı Acı Gerçekler-

Kardeşi olmayan çoğu insanın, kardeşi olan çoğu insandan, kardeşliğin değerini daha iyi bildiğini farkettim bir süre önce.
Tek çocuklar sanılanın aksine paylaşmayı iyi bilir çünkü daha çocukken o oyuncaklarla tek başına oynamak bir süre sonra sıkıcıdır. Bu yüzden de tek çocuk kendi kendini eğleyebilmek yeteneğini kazanmasının yanısıra gerektiğinde, çok değer verdiği birine vermesini de bilir, en kendine sakladığı fikirleri, bilgileri bile olsa.
Bütün bunlar aslında şu anda durduğum yerden bakınca pek de önemli değil çünkü zamanla görüyorsun ki çoğu insan aslında yalnız. Kendini bilerek ya da bilmeyerek yalnızlaştırmış, değişmiş, sözleriyle kendi doğrularını hala kanının son damlasına kadar savunurken, yaptıklarıyla tam tersini anlatmış. Bu da bir insanı yalnızlaştırmazsa daha ne yalnızlaştırabilir ki?

Sonuç olarak tek çocuklar hayatlarına birini alırken de çıkarırken de bunu çok kolay yapıyormuş gibi görünebilir. Bilakis, kendilerinden bir parçayı da bırakmış gibi olurlar ama hayatta kalmaları sanıyorum ki daha kolay olur, illa yerine bir şey koyma ihtiyacı hissetmezler, zaten çoğu zaman kendiliğinden dolar o boşluk bir süre sonra.


Foto Kaynak
ELEPHANT IN THE ROOM: It is based on the idea that an elephant in a room would be impossible to overlook; thus, people in the room who pretend the elephant is not there have chosen to avoid dealing with the looming big issue.

27 Aralık 2012 Perşembe

12 Angry Men

Geçen gün bir film izleyeyim dedim ama ne izlesem bilemedim. Sonunda film zevkine güvendiğim bir arkadaşımdan yardım aldım. "12 Angry Men" sevdiğim birkaç siyah-beyaz filmden biri dedi. Ben de madem öyle izleyeyim o zaman dedim, zaten o aralar başka yerlerde de okuyup duymuştum methini.
Film, tek bir mekanda geçmesine rağmen sıkıp bunaltmıyor. 12 kişiden oluşan bir jürinin neler yaşadığını anlatıyor, herkese ayrı bir karakter verilirken, bu karakterlerin günlük yaşantılarına dair ipuçlarının yanısıra genel olarak hayatlarını etkileyen faktörlerin karar verme mekanizmalarında nasıl işlediğini de gösteriyor. 

Filmi izlememin ertesi günündeyse 12 adamdan birini canlandıran Jack Klugman 90 yaşında hayata veda etmiş. Oğullarından biri çok güzel bir hayat yaşadığını söylemiş, hayatta, asıl önemli olanın ne olduğunu vurgulamak istercesine.

12 Angry Men'den birkaç kare;




Kendi işine bakmayıp film eleştirmenliğine soyunan bloggerınız Süpersonik

25 Aralık 2012 Salı

Postcrossing'ten Özenilecekler Listesi 2



Daha önceki bir yazımda değişik ülkelerden ilginç posta kutularını ve Postcrossing üyelerinden birinin, kendisine gelen kartpostallarla yaptığı müthiş dekorasyona yer vermiştim, şimdi yine Postcrossing'te birilerine gönderilen ve benim bayıldığım birkaç kartpostalı göstereceğim sizlere. Bunlardan biriyse bana gelen bir kartpostal.                                    

       

24 Aralık 2012 Pazartesi

Program Yapmayanlar Buraya!

Soğuk bir Pazartesi gününü geride bıraktık, sendromluk bir şey kalmadı. Biliyorum, yorgunsunuz bugün, çünkü Pazartesi sendromunun Pazartesi sendromu olmasının çok büyük bir nedeni var, genel olarak en yoğun gün olur. Cuma günü yapmayı istemediğin şeyi, ertelenebilirse pazartesiye atarsın, pazartesinin zaten kendi programı vardır, bir de üstüne iş binmiş olur vs... Ama hayattan ne koparırsak kardır! Bu hafta birkaç güzel etkinlik var, katılmak isteyenlere;

Bakış-Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü-İstanbul Modern
Perşembe günü, biliyorsunuz ki İstanbul Modern'in ücretsiz günü, orada benim özellikle ilgimi çeken bir fotoğraf sergisi var, "Bakış-Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü" adındaki bu sergi 20 Ocak 2013'e kadar gezilebilinir. Müze, Perşembe günü saat 20:00'a kadar açık. 
Oradan da SALT'a gidip "Uzun Perşembe"sine dahil olabilirsiniz. 30 Aralık'a kadar sürecek olan "Modern Zamanlar" adında bir sergi var ve Perşembe günü gitmek isterseniz  saat 19:00 ve 20:00'de giriş katından rehberli turlar düzenleniyor. Modern Zamanlar sergisinde Pablo Picasso, Fikret Mualla, Yüksel Arslan gibi 43 sanatçının eseri bir arada olacak. Ayrıca şu aralar özellikle gündemde olan AKM'nin yapım hikayesini, yapılış aşamasını anlatan "Modernin İcrası: Atatürk Kültür Merkezi" adlı sergiyi de görmek mümkün. Açıkcası biraz kurnazlığa kaçılmış gibi, çünkü AKM'nin icraatlarından çok daha ilginç bir tarihi var. Feridun Kip'in yapmaya koyulduğu AKM'nin mimari yapısını birkaç el değiştirerek en sonunda Hayati Tabanlıoğlu bitiriyor, bitiriyor bitirmesine ama açılışın üstünden bir yıl geçmeden büyük bir yangınla her şey mahvoluyor. Bu yangın sırasında 4. Murat'ın bir kaftanı da yananlar arasında.
Yangından sonra Hayati Tabanlıoğlu bu sefer tadilata başlıyor ve 1978'i buluyor yeniden açılması. Bunlar sadece ana hatları, daha fazlasını sergide görebilirsiniz.

Aslı'nın Tasarım Atölyesi-Galeri Eksen
Bir diğer sergi ise 31 Ocak'ta başlayıp 14 Şubat'a kadar devam edecek olan Aslı Kutluay'ın sergisi "Aslı'nın Tasarım Atölyesi". Modern tasarım'a yön veren ikonlardan oluşturduğu kolajlar, Art Nouveau'nun doğadan aldığı ilhamı kendisine çevirerek insan mimiklerini de kullanarak oluşturduğu demir formlar, Beat kültürü, Edith Piaf, Jay Hawkins müzikleri ve atölyesinden ayrıntıları izleyicilerle paylaşıp kendi deneyimlerini aktarmış. Yani 1920'lerden 1950'lere -ki büyük bir savaşın ortasından, bir diğer büyük savaşın sonrasını anlatan- kadar geniş bir yelpazeyi kendi gözünden anlatıyor.
Sergi, Nişantaşı'nda Galeri Eksen'de gerçekleşecek.

Evet, biliyorum, bunların hepsi Avrupa yakasında, Anadolu yakasında, sakin takılmak isteyenler için de 29 Aralık Cumartesi günü ilginç bir etkinlik var. KargART'ta gerçekleşecek olan etkinlik "Filmini Kap Gel", Başka Dilde Aşk adlı uzun metrajlı filmle dikkat çeken İlksen Başarır yönetiminde gerçekleşecek. Peki nedir bu derseniz, kısa metrajlı bir filminiz varsa alıp götürüyorsunuz, hep birlikte izliyorsunuz  ve diğer yönetmen adaylarıyla birlikte filmler hakkında konuşuluyor. Etkinlik saat 14:00'te başlayacak.

KargART'ın haftaiçi etkinliği ise 26 Aralık Çarşamba günü KargART Sahne'de gerçeklecek olan "Cadının Bohçası" var. Saat 20:30'da başlayacak. Ücretli olacak bu gösteri 10TL. Konusuna gelirsek kadınlık-erkeklik halleri, travestilerin dünyasının trajikomik öyküleri diyebiliriz. Kendiyle yüzleşmeye hazır olanlar zırhlarını çıkarıp gidebilirler.

Cadının Bohçası-KarGart Sahne

Bir Kitabı Yuvaya Uçurmak

Merhaba herkese. Geçen hafta bir yeni yıl çekilişi duyurmuştum, bildiğiniz gibi dün gece sona erdi. Katılan herkese teşekkür ediyorum ve sözü uzatmadan sonuçları açıklıyorum;

Çekiliş sonuçlarını, katılım sırası ve random.orgla belirledim. İşte sonuçlar;





Sevgili Oğuzhan Kayhan, adres bilgilerini supersonikbombastik@gmail.com'a gönderdiğinde hediyene kavuşmak için bir adım daha atmış olacaksın!



20 Aralık 2012 Perşembe

Buralar Hep Kar!

Yatağımı cam kenarına almakla çok süper bir iş yaptığıma kanaat getirdim bu sabah. Yattığım yerden pedeyi hafifçe araladığımda gözlerim kocaman açıldı! Dışarıda kar tutmuştu ve hala ufak ufak yağmaya devam ediyordu. Dışarıda rüzgar olmadan kar yağmasıysa sanırım en güzel görüntülerden biri. Yatakta hafifçe doğrulup perdeyi iyice açtığımda da beklediğim görüntüyle karşılaştım! Penceremin az ilerisinde bir çam ağacı var ve müthiş bir görüş açısı var camımdan. Üzeri karlarla kaplanmış bir çam ağacı ve yerlerde de üzerinde sadece kedi patisi izleri olan tertemiz bir kar!

Biliyorum, yattığım sıcak yerden dışarıyı izlemek çok güzeldi ama dışarı çıkıp kedilere mama ve su vermek, onları biraz da olsa soğuktan koruyacak yerleri biraz daha sağlamlaştırmak gerektiği geldi aklıma. Bunları da yaptıktan sonra en azından kendi adıma yapabileceklerimi yapmış olacaktım.


Akşam üzeri ise sevgili aradı. Şu anda Pakistan'da Karaçi bölgesinde. Bulunduğu ortam pek güzel olmasa da üzerinde kısa kollu varken benim ona anlattığım kar manzarasını kafasında tam yerine oturtamadığını anlamak için ses tonuna dikkat etmeme gerek yoktu.


Havalar sular şimdilik bu kadar, gelelim başka bir konuya, Sanat Notları blogu çok güzel bir yeni yıl çekilişi hazırlamış. Bir bakmak isteyebilirsiniz.

Bir diğer güzel çekiliş ise Shimizu'da. Çok güzel, el yapımı bir defter hediye ediyor.

Üzerinizi iyi giyinin ve dışarı çıkarken, kediler için yanınıza bir avuç kuru mama almayı unutmayın!

Kardan adam yapmaya giden bloggerınız Süpersonik.


18 Aralık 2012 Salı

Süpersonik'ten Yeni Yıl Hediyesi

2010'un  Eylül ayından beri iyi-kötü buralardayım, 2. yıldönümü de geçmiş ama yeni yılın yaklaşmasıyla bir hediye verebilirim diye düşündüm.

Bana kitap hediye geldiğinde ortalama bir insanın imkanları dahilinde uçabileceği kadar havalara uçuyorum, benim gibi hissedenlerin ortalamasını pek bilmiyorum ama sanırım bu çekilişle hep beraber öğreneceğiz.

Hediye olarak ise J.D. Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını seçtim.

Bu kitabı aslında kendime almıştım ama alıp eve geldikten sonra yılbaşı hediyesi olarak vermek geldi içimden.

Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler;

°Sayfayı takip etmek,
°Bu yazıya yorum bırakmak, tabii ki adsız olarak bırakılan yorumlar geçersiz sayılacak. Dilerseniz blogunuzda, Facebook ya da Twitter'ınızda da yayınlayıp çekiliş heyecanını arttırabilirsiniz,
°Katılım 23 Aralık Pazar günü 23:59'a kadar devam edecek ve sonucu buradan açıklayacağım!

Şimdiden herkese bol şans!




15 Aralık 2012 Cumartesi

Postcrossing'ten Özenilecekler Listesi

Biliyorsunuz, bir süredir Postcrossing üyesiyim, Facebook'ta da takip ediyorum, ara sıra ilginç göneriler oluyor, işte bazıları;






İlk dört tanesi çeşitli ülkelerden posta kutuları; sonuncusu ise bir üyeye gelen kartpostallardan oluşturduğu dekorasyon ki bence siteye yüklenenler arasında en başarılılardan biri.

14 Aralık 2012 Cuma

Yedik Biz Hepsini

Orada burada gördüğüm videoları sık sık paylaşma huyum yok pek ama bunu görünce dayanamadım.
Cadılar bayramında millet, çocuğunu "Senin topladığın şekerleri yedik biz" diye kandırıp gelen tepkileri videoya çekmiş. Sakin olun ve sonuna kadar izleyin, asıl güzelleri sona saklamışlar.


                               
                    Senin Bütün Şekerlerini Yedik Biz - Amerika | Alkışlarla Yaşıyorum



Sondaki akıllı uslu çocukların verdikleri tepkilerin, yalnızca aile eğitimiyle değil, kişilikleriyle de ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani dönüp kendi çocuğunuza bakıp "Benimki asla bu kadar sakin ve güleç tepki vermez" derseniz bütün suçu üstünüze almayın derim.

13 Aralık 2012 Perşembe

Leblebi

Baktığımız kedilerden biri, fındık, leblebi filan yiyor, elinden gelse fındığın kabuğunu da yiyecek ama işte malesef muvaffak olamıyor.
Özellikle vermiyoruz ama çerezdir, meyvedir seven bir aileyiz ve bulduğunu affetmeyen şapşal bir kedimiz var.


Foto Kaynak


Takıntı mı?

Ben mi yeni yeni farkediyorum yoksa hep bu kadar numara takıntılı mıydı insanlar? Dün 12.12.12 olması sebebiyle millet ortalıkta çilgın atmış, özel işlerini bu tarihe ayarlamış... Çocuğunu sezeryanle bu günde dünyaya getirmeler, evlenmeler -ki bence Aralık ayı evlenmek için pek romantik ya da sevimli bir ay değil- ama dün gazetede gördüğüm bir haber var ki ne düşüneceğimi bile şaşırdım, bilmem nerede bir çift bu tarihte evlenmiş olmak için boşanıp yeniden evlenmişler. E canım siz hiç evlenmeseymişsiniz de olurmuş. Bu kadarı da bana fazla geldi anlayacağınız. Sanki o tarihte evlenince, çocuk yapınca her şey bir anda toz pembeden daha da toz pembe olacak... Size bir sır vereyim, yine anlaşamadığınız konularda kavga edeceksiniz, çocuğunuz yine aynı ergenlik krizlerini yaşayacak, eşinizin yine yapmadığı ya da yaptığı bir şeyi başına kakıp duracaksınız ya da -bazen başınıza gelir ya- basiretinizin bağlandığı bir konuda yine basiretiniz bağlanacak ve maddi/manevi zarara uğrayacaksınız.

En olmadık yerden, en olmadık şekilde yardım beklemektense gerçekten harekete geçmek çok daha mantıklı, yoksa evliliği düzlüğe çıkarmanın yolu boşanmaktan geçmez.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıklar Konuşursa Tam Konuşur

Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.




5 Aralık 2012 Çarşamba

2Fun-Doktor-Oh Mis

Hayat bu kadar çelişkili olmasa daha adil olurdu sanırım. Aldığım kötü haberle 2 gündür moralim bozuk. Sevdiğim, çok tatlı, eğlenceli, sürpriz dolu bir insan süzülüp gitti aramızdan. Genç ve sağlıklı bir insanın "beklenmeyen" haberi çok büyük bir sızı. Konuşacak çok kelimem yok, yalnızca bir şekilde içimi dökmek istedim. Şu an ailesinin ve kardeşinin evinde uykusuz geceler yaşanıyor, biliyorum. Keşke sadece uykusuz olsa. O anlatılamaz şok duygusu gözyaşsız hıçkırıklarla gösterir kendini, sarsıntılı iç geçirmelerle devam eder.
Ölümden sonra yaşama inanan biri değilim, o yüzden buradaki, şu anda, devam eden hayatın en iyi şekilde yaşanması gerektiğine inanırım ve "Doktor"'un bunu benden daha iyi yaptığını düşündüm hep ama yine de yetmezdi sanki? Daha gidilecek çok şenlikler-konserler-etkinlikler, gülünecek çok anlar-hikayeler vardı sanki, he 2Fun? Daha içilecek çok Nuri Alço'lar vardı... Şimdi biliyorum ki ne zaman Joker'e gidip Nuri Alço içsem, bir shot'ı sana ithaf edip arkasından "Oh mis" diyeceğim.






3 Aralık 2012 Pazartesi

Müzik Ruhun Gıdası-Sokağın Rengi

Son birkaç ayda yolu düşenler farketmişlerdir, Kadıköy'de sokak müzisyenleri atağa geçti. Çoğu da oldukça güzel, ahenkli müzikleriyle milleti etrafına topluyor. Geçen gün bir tanesine denk geldim, aynı anda gitar, mızıka ve tef çalıyordu, durmadım çektim ama ancak sonuna yetişebildim. Şarkısını bitirdikten sonra penasını benim olduğum tarafa doğru elinden kaçırdı, eğilip alacaktım ki "kalsın önemli değil, var bende" dedi. Ben de geçirdiğim o neşeli dakikaları hatırlatması için yerden alırken "O zaman hatıra olarak bende kalsın" dedim. Adam zaten neşeli, gülümseyince iyice neşeli göründü.

Genel bir fikir vermesi açısından;



29 Kasım 2012 Perşembe

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi

2 hafta kadar önce Üsküdar'da Ziya Osman Saba'nın "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" adlı oyununa gittim. Şimdi yazmamın nedeni ise yazacak bir şey bulamamaktan çok vakit buldukça draftta kayıtlı yazıları sonunda elden geçirmeye başlamam.

Oyunda en çok ilgimi çeken şey dekorun aktif bir şekilde kullanılması. İlk başta görüntülerin yansıtıldığı perdelerin daha sonra arkaya doğru yatırılarak Haliç köprüsü görüntüsü elde edilmesi bence gayet güzel bir fikir.

Oyunun kendisine gelirsek, -kişisel olarak- empati hissimi sonuna kadar açmam gerekti. İstanbul'dan hiç öyle aylar-yıllarca uzak kalmadım, İstanbul'a hasret kalmanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama sanırım bu oyunla ne demek olduğunu biraz da olsa anladım. Empati duygumu bir başka zorladığım konuysa -azıcık spoiler olacak sanki bilemedim ama- babasının ölmeden önce giydiği son kıyafetlerine verdiği değer de bana sanırım çok fazla geldi. Bu tür şeylere çok çok büyük anlamlar yükleyen biri değilim -ki bu içi boş bir söz değil, çok sevdiğim insanları kaybettim ben de çoğu insan gibi ama beni onların kayıplarından sonra biraz olsun mutlu edebilen şey onlarla geçirdiğim zamanlar oldu-. Bu konuda daha çok Füreya Koral'ın, Aliye Berger'in hayatlarını anlatan kitaplarda anlatıldığı gibi bir tutuma sahibim; geçmiş aklımda, içimde olduktan sonra salondaki vitrine koyacağım şey o kadar da önemli değil.

Oyuna geri dönersek;

Bu oyunda beni çok etkileyen şeylerle başlayayım, birisi oyun sondan başlıyor, hani bir film izlersin, bir fotoğraf gösterirler ekranda, ardından yavaş yavaş yüzüne yaklaşır arkadan başka bir görüntü belirir ve o fotoğraf çekilmeden öncesine gider... Bu etkiyi orada çok güzel yaşadım.
Bir başka hoşuma giden şey, oyunun kitapçığının arka kapağında yazan bir söz "Bu basabilmek saadetine erdiğiniz kaldırımlara hiç tükürülür mü?". Ne kadar hak versem, oraya buraya yazsam yine az.

Uğur Arda Aydın anladığım kadarıyla bu oyuna göre daha enerjik bir yapıda olsa da büyük kısmı tek kişilik olarak uyarlanan oyunu çok güzel kotarıyor.






Paylaşımcı bloggerınız Süpersonik.


21 Kasım 2012 Çarşamba

Karşılaşma/lar

Dün, Selma Hekim'in "Kendinde Şey" sergisinin açılışına gittim. Her ne kadar Enis Batur "Sanat eseri ortaya çıktığı mekandan koparıldığında öksüz kalır" dese de burada öyle bir yerleştirme yapılmış ki tabloyu alıp eve götüren kişi "nereye assam, nasıl yerleştirsem" sorunu yaşamayacak.

Oradayken de Blue Agenda blogunun sahibesiyle karşılaşıp tanışma fırsatım oldu. Kendisini ilk başta başka birine benzetip o sandıysam da sonradan kafamda ampul yanmasıyla kendime geldim.


Demem o ki sevgili bloggerlar mekan güzel, sergi güzel, gidin-gittirin!




Fink fink gezen bloggerınız Süpersonik.

16 Kasım 2012 Cuma

Fodula

Bu yaz Bodrum'da Fodula diye bir grupla tanıştık Mavi Bar'da. Daha doğrusu biz barın önünden geçerken müziğin enerjisiyle barın önünde kalakaldık! İçeri doğru bir baktık ve ilk kez sahnedeyken bu denli eğlenen bir grup gördük öyle ki o kadar zaman geçmesine rağmen aklıma geldikçe hala kıpır kıpır oluyorum.

İnternetlerden baktık ki bu grup meğersem kışın büyük kısmını İstanbul'da geçiriyormuş. Taksim'de Arsen Lüpen'de ve Leyla Teras'ta çıkıyorlarmış. En son çarşamba günü Arsen Lüpen'delermiş ama hem o güne Üsküdar'da tiyatroya biletlerimiz olduğundan hem de bir türlü iyileşemememden dolayı gözüm Taksim'e gitmeyi kesmedi.Biz de akıllı uslu tiyatrodan çıkıp Mado'ya gidip yılın ilk bozasını içtik.



Gel Vatandaş Gel Kedilere Gel!

Yakın zamanda pek elimize avucumuza gelmeyen ama bahçede bakıp beslediğimiz bir kedinin 3 tane tombilik tombilik yavrusu oldu. Yavruları sahiplendirebilmek için her fırsat bulduğumuzda elleyip mıncırdık, sevdik oynattık (hehehe sırf sahiplendirebilmek için! Yoksa yavru kedi sevilecek şey mi!)... Bunlardan birini güzel bir yere sahiplendirdim ama geri kalan ikisi sokakta kalınca benim içim elvermedi. Şu anda kedilere belki bir yuva bulunur diye veterinerime bıraktım, orada kafesteler.Eğer sahiplenmek isterseniz yorum bırakmanız yeterli.






Şu anda bu boyuttalar, Eylül'ün başında dünyaya geldiler, daha geçen hafta anneyi emmeyi bıraktılar. Tekir olan hafif uzun tüylü bir kedi. İkisi de başka kedilerle gayet uyumlular.

11 Kasım 2012 Pazar

Postcrossing

Yapmış adamlar!

Buraya tıklıyorsun ve üyelik oluşturuyorsun, sistem sana birini gönderiyor ve oraya kartpostal gönderiyorsun. Kartpostalı gönderince senin de adresin başka birine gidiyor ve gönderiyorlar kartpostalını!

Sevgili Stupid Little Things nam-ı diğer Fermina Daza yazmış blogunda, ben de katıldım postcrossing olayına.

Yıllarca, evine bile giden insana şakasına da olsa bir umut uğurlarken "kart atmayı unutma" diyen ben tabii ki böyle bir olayın görüp de katılmamazlık edemez.

Neyse efenim, ilk kartpostalımı Rusya'ya gönderiyorum. Umarım kazasız-belasız gider kartpostalım.


Bu kartpostalı geçen ay Kadıköy'de Akmar'a gelirkenki kırtasiyelerden birinde görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Farklı versiyonlarıyla birlikte birer ikişer almıştım, şimdi ise hayatımda ilk defa birine kartpostal olarak gönderiyorum bunu. Ben çok beğenmiştim, umarım o da beğenir.



Nostaljikliği tavan yapan Blogger Süpersonik...

10 Kasım 2012 Cumartesi

A-B-C ve Diğerleri

Okuma-yazmayı unutmadım ama işte insanın içinden gelmiyorsa gelmiyor. Sonbahar her zaman iyi gelmiştir bana. Bulutlu-yağmurlu hava gördü mü hafakan basanlardan değilim. Etrafımda azıcık kapalı havayı görünce "Böyle hava mı olur!" diyen insanlar o kadar inanıyorlar ki başka türlü düşünenlerin olamayacağına "Ben seviyorum bu havaları" dediğimde yalancı muamelesi görmemek için susuyorum. Hem zaten sonbahar sessizken daha güzel.

Romantik olmayan bir sonbahar fotosu bulamadığımdan bu fotoyla idare edicez artık.




Sonbaharın, romantizm ve sarılı-turunculu yapraklardan oluşmadığını bilen bloggerınız Süpersonik...

7 Ağustos 2012 Salı

Çok Kişisel

Sıcaklar, uykuya direnç gösteren bir bünyenin eeeen büyük destekçisi sanıyorum ki.
En az, ders çalışmak, çalışmak, yapılması gerekenler vs kadar uyumama yardım eden bir de alkol tüketmek var benim için. Bazı insanlar içince enerji patlaması yaşar, içindekileri açığa çıkarır, çok konuşur... Ben de en yakın yastığa yönelirim. Az önce koooocca bir şişenin daha sonuna geldim. Gerçi bir süre daha bitmese, kıvamı değişecek noktaya gelmiş bir Jagermeister'den bahsediyorum. B. sanıyorum ki sonunu bana bırakmış. Bunu genelde elma suyuyla karıştırmayı severim ama evde meyve suyu olmayınca şansımı maden suyuyla deniyorum ve sonuç çok da fena değil. -An itibariyle hafif bir göz kapanması yaşadım kısa bir anlığına-


Hayatımda, ilk olarak hatırladığım, çapkınlık dedikodusu yapılan kadın Esma Sultan'dır. Çocukluğumun yarısı Ortaköy'de geçtiği için aslında çok da garipsenecek bir durum değil sanırım.

Hayvanların ilk farkında olmam ise -hani ortalıkta dolaşan obje olarak görmekten çok onların da en az kendim kadar varlıklarının farkında olduğunu farketmemden bahsediyorum- 8-9 yaşlarıma denk geliyor sanırım. Ben daha pire kadarken eve alınan bir papağanımız vardı. İlk geldiği gün cam gibi aklımda. Çünkü akşam eve kocaman bir paket geliyor, bunun içinde kocaman bir kafes, onun da içinde rengarenk bir kuş, 3 yaşlarındaki bir çocuğun ilgisini yeterince çeker. Bir insanın ilk anısının bir hayvanla ilgili güzel bir anı olmasıysa şu anda şanslı olduğumu farkettirdi bana. Her neyse bu güzel hayvanla uzuuuunca bir süre kardeş ilişkisi vardı aramızda. Kafamın tepesine tüner, burnumu karıştırır, ben yokken benim terliğime, çorabıma götünü dayar, ben gelene kadar ayrılmazmış eşyamın yanından. Ben 12-13 yaşındayken malesef ömrünün son zamanlarını yaşıyor. Hala çok zor geliyor onu kaybetmiş olmak. O zamanki çocuk aklımla üstesinden gelmem çok daha zor olmuştu.


Hayat, gerçekten garip olabiliyor. Sen kalk Afrika'nın bilmem neresinden gel, Türkiye'de küçücük bir kızın en yakın arkadaşı ol, kendini onun koruyucusu san...



Oğlaklar, kuzulardan daha şirin olduğu halde neden insanlar birbirlerine "kuzu" diye sesleniyor?
Kuzulara nazaran daha öpülesi bir suratları, daha yumuşak bakışları var ama ikisi de çok güzel yaratıklar sonuçta.

5 Ağustos 2012 Pazar

Her Şey Zamanla

O kadar klişeleşmiş ki "zaman" kelimesi çoğunlukla ayrılıkları hatırlatıyor bana. Hani "zaman her şeyin ilacı" vs tarzı klişelerden bahsediyorum.

Etrafınızda tonlarca şeyi bir anda şıp diye bıraka/bile/n birileri mi var? Bazen çok mu özeniyorsunuz? Çok mu kızıyorsunuz? Çok mu garipsiyorsunuz? Size bir itirafım var; Her şey zamanla!


Karşınızdaki kişi ne sandığınız kadar ele-avuca gelmez, ne herhangi bir şeye-kimseye değer vermeyen biri, ne de ne yapacağı belli olmayan serseri mayın... Sadece bıraktığı şeyi bırakmadan önce, o şeyden çokca sıkılmıştır. Sadece bir şey yaptınız ve üzerinize çizgi mi çekti? Zamanında başkasından da canı yanmış ve o çizgiyi çekmesi gerekmiş ama çekmemiştir, şimdi sadece tedbirli davranıyordur. Haberiniz bile olmadıysa olanlardan, içine atmıştır. Bir zaman sonra insan farkına bile varmadan içine atmaya başlıyor biliyor musun? Nefes alır gibi hem de, ya da göz kırpar gibi.

Hem nereden biliyorsun başka birilerinin de sana "şıp diye bırakan" sıfatını yapıştırmadığını?

Şıp diye bırakıyorsa-bırakabiliyorsa illa ki haklıdır diyemem ama mutlaka kendince sebepleri vardır.


Dikkatsiz bir ailenin, çocuğuna "Bizimki de çok maymun iştahlı caaanııııım!" diye bir çırpıda veriverilen sıfat kadar aceleci bir karardır "Bir anda her şeyi bırakıveren" sıfatını yapıştırmak.



30 Temmuz 2012 Pazartesi

Seni Motive Edeceğim Bebeğim

Hani böyle içinden tonlaaarca şey taşar, kalp atışların hızlanır, gözlerin parlar ama olduğun yerde kalırsın, parmağını bile oynatmazsın ya,

Hani böyle önemli-önemsiz bir şeye bakarken bütün dünya birden berraklaşır, bütün anlamsız gelen parçalar bir araya gelip önünde inanılmaz doğrulukta bir şeyi gösterir de 2 saniye sonra unutursun ya

Yaşamaktan sıkılmış olabilir misin? Ya da en azından her şeyin önemsizleşmesinden?

Belki de aslında sandığın kadar yoğun değildir yaşadıkların? Motive etmeye yetmiyordur?

Belki de ölümden dönenlerin yaşadığı aydınlamaya ihtiyacın vardır, ne dersin?




Pek sıkılmış Süpersonik

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Çok Tatlıyız

Naber?
Ben de iyiyim sağol.


Geçen gün Reddit'te yukarıdaki pankartı gördüm ve çok hoşuma gitti. Kendiyle barışık, neşeli vs vs...