20 Mayıs 2011 Cuma

Bi' Kedi Gördüm Sanki

Merhabalar herkese.
Temsili sarı kedi. Temsili sarı kedileri çok sevdiğimi söylemiş miydim daha önce?
Daha önceki bir yazımda bir ön kolu kırık, iki ön kolunda da açık yaralar olan yavru kediden bahsetmiştim. Kediyi birkaç kez daha veterinere götürdüm, en son dün götürdüğümde veterinerimiz orada 5 gün önce doğum yapan bir kedileri olduğunu, eğer o anne bu yavruyu da kabul ederse orada  daha iyi kontrol edebileceğini,  böylece ne yapılması gerekiyorsa hemen yapabileceğini, her gün ya da en iyi ihtimalle 2 günde bir annesinden saatlerce ayrı kalmayacağını, yollarda eziyet çekmeyeceğini söyledi. Ben de veterinerimize çok güvendiğim için kabul ettim. Böylece anne kedinin yanına gittik. Veterinerimiz bizim yavrunun üstüne başına yaş mama sürdü ve annenin yanına koydu; anne de yanında kendi yavruları olduğu için veterinerimize hırladı, o anda biraz korktum bizim ufaklık için ama  bir baktım hemen bizimkini yalamaya başladı, bu sefer mama kabında daha fazla yaş mamayla ödüllendirildi. Veterinerimiz de kabul etmeyecek olsaydı en baştan kabul etmeyeceğini söyledi. Aradan 5-10 dakika geçtikten sonra tekrar yanlarına gidip kontrol ettik ve her şey olması gerektiği gibiydi. Şimdi iş yavrunun gücüne ve direncine kaldı. Veterinerimizin de o kolu kesmek zorunda kalmadan kesmeyeceğini çok iyi biliyorum. Arada tabii yine gidip kontrol edeceğim yavruyu, ayrıca büyük ihtimalle kolu kesileceği için sokağa geri bırakılmayacak, evde bakılması onun için çok daha iyi olacaktır.
Oradayken geçen gittiğimde de orada olan dünya tatlısı bir sarman vardı. Tahminimce henüz 2-3 aylık bir afacan. Kendisiyle göz göze geldiğimiz an hemn burnunu kafese uzattı "gel öpeyim seni" der gibi. Aklımın diğer yarısı da onda kaldı. Kafesinin içinde çevirdiği oyunları  herkesin görmesini isterdim. Tırnaksız yumuş yumuş patileriyle suratınıza uzanıyor, olabildiğince dokunmaya çalışıyor ve sevgi istiyor... Veterinerimiz onu sahiplenenlerin onun aşılarını yaptırdığını ama 3 gün sonra geri getirdiğini söyledi. Kedilerden bayağı anlarım ama o geri getirilecek, sorun yaratacak bir kedi kesinlikle değildi ama yine de sokağa geri bırakmalarındansa veterinere bırakmaları biraz da olsa sorumsuzluklarını örtmüş oldu.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Gündüz Uykucuları

Korkuların, düşünce yapısının, farkında bile olmadan yapılan bazı hareketlerin genetik olduğuna inananlardanım; yani hepsi gen haritamızda bir yerlerde gizleniyor, yeterli şartlar meydana gelince bu korkular, kararlar, tepkiler çıkıyor. Daha açık anlatmak gerekirse birinin hiç bilmediği, tanımadığı büyük büyük büyüüük ve daha da büyük dedesi yangında ölmüşse, kişi yangında ölmekten korkabilir. Sadece somut olarak bakmamak gerekir yani duruma. En makul örneği ailede sadece anneannede renkli göz vardır ve torun da o renkli gözü alır. Daha bir kaç gün önce gazetede siyahi bir çiftim sütten daha beyaz, bakınca parlaklığından göz alan bir bebekleri olduğu haberini okudum. Eh bu adam manyak değil ya 1-2 test yaptırıp çocuğun kendinden olduğundan emin olmadan bütün dünyaya ilan etsin bu durumu! Bembeyaz olması için kaç jenerasyon geriden gen almış çocuk bilemiyorum ama anne de baba da melez değillerdi. Ya da nadiren de olsa karşılaşılan (adını tam bilmemekle birlikte) "yansıma etkisi" olayı var; anne karnındasınız, her şey çok güzel, fasülye kadarsınız, bütün parçalarınız bir arada ama şekli yok henüz... Doğup büyüyorsunuz bir yerinizde sorun çıkıyor ama bu kendini bambaşka bir yerde hissettiriyor; yani anne karnında burnunuzun sırtınızın hemen yanında olduğu zamanlarda genetik kodlarınız bu iki yeri birbirinden çok da ayırt edemiyor ve bu iki yerden birinde sorun çıktığında diğer yanınız da ağrıyıp sızlıyor! Bütün bunların ışığında birinin kalkıp bana az önce söylediğim yanarak ölme korkusu türünden şeylerin genetik olmadığını söylemesi için çok sağlam argümanlar sunması gerekir (biliyorsan sen anlat, ben anlamaya çalışırım =P).

E şimdi siz bana diyeceksiniz bu anlattıklarının gündüzle uykuyla ne alakası var? (Gerçi az çok nereye bağlayacağımı anlamışsınızdır)
Zamanında büyüüüüüüüüüüüüüüükkk büyüüüüüüüüüüüükkk atalarımız gündüz avlanıp, gece mağarada uyurken sanmıyorum ki herkes aynı sistemi körü körüne takip etsin. O zamanki şartları bilmiyorum tabii ki ama aklıma çeşitli ihtimaller geliyor benim gibi gündüz uykucularının atalarının yaşamları hakkında;

1-Çoğu aile bir arada yaşıyordu,herkesin bir görevi vardı; biri su bulup getirir, üçü avlanır, biri hasta iyileştirir, biri nöbet tutar...

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen nöbetçi olandır.

2-Çoğu aile kendi başına takılıyordu, bazıları habire çalışıp didiniyor, diğerleri çalıyordu. Bunu en iyi gece yapabileceği için geceleri hep uyanıktı.

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen çalıp çırpıcı olandır.

3-Çoğu aile bir arada yaşıyordu ve aralarından bazılarının uykusu inanılmaz hafifti ve kulakları çok hassastı. Her bebeğin ağlayışına, her insanın horlayışına, her mağaranın etrafını koklayan ilkçağ aslan-kaplanınının çıtırtısına ilk bu uyanıyordu.

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen uykusu hafif olandır. Kulaklarınız da iyi duyuyorsa bu kişiye en azından içinizden; durumdan memnunsanız teşekkür, 
şikayetçiyseniz küfür edebilirsiniz.

Bütün bunlardan sonra bana sorarsanız ki "Peki o atalarımızın çalıcılığı, nöbetçi olmak için sazanlığı ya da o kadar iyi duyuyor olması da mı genetikti?" buna henüz bir cevabım yok... Sadece öğrenilmiş olabilir derim. Ama daha yerine oturmuş bir cevap bulayım ilk size söyleyeceğim.
Şimdilik iyi oturmalar.

15 Mayıs 2011 Pazar

Doctor Who

                                                 -----YOĞUN SPOILER ICERIR(6x4)-----
Dün "The Doctor’s Wife"  isimli en az Blink bölümü kadar güzel bir Doctor Who bölümü yayınlandı. Bu bölümle bazı şeylere cevap verdiler -en azından benim gibi sadece son 3 rejenerasyon geçiren doktoru izlemiş olanlara- TARDIS doktoru duyuyor mu mesela bunlardan biriydi ve bu bölümde buna oldukça güzel ve duygusal bir cevap verdiler. TARDIS' in doktora söylemek istediği "Hello" kelimesi ise ancak bu kadar duygusal olurdu. Benim gibi insanların neden dizi, film çekmemesi gerektiğinin apaçık bir kanıtı bu; şimdi ben kalkıp "Merhaba" kelimesine bunca anlamı yüklemek için 40 dakikanın hepsini kullanmak zorunda kalırdım ve sonuç da hiç iç açıcı olmazdı. TARDIS'i Idris evet yanlış okumadınız Idris adında bir hamfendiyle(!) ete kemiğe büründürdüler. Onlar idris diye seslendikçe ben güldüm. Bunun dışında TARDIS' in diğer odalarını olmasa da koridorlarını gördük, başka bir ana kumanda odasına sahip olduğunu öğrendik, kırık dökük de olsa 5 dakikada eski TARDIS parçalarından yapılmış "yepyeni" bir TARDIS' in yapılışına şahit olduk, Zaman Lordlarının Da-Lek lerle yaptığı büyük zaman savaşından kurtulmuş ama bir şekilde ölmüş olan  "iyi" Zaman Lordlarının olduğunu öğrendik... Kim bilir belki River Song' la (SPOILER!) dolaşacağı zaman bambaşka Zaman Lordlarıyla tanışırız gerçekten iyi olan.

David Tennant ve Billie Piper
Matt Smith'ten bahsedelim biraz da yalnız başlamadan önce kısaca David Tennant hakkındaki düşüncelerimi de yazmam gerekiyor; David Tennant için söyleyebileceğim en yerinde gözlem "Kendisi iyiydi de çevresi kötüydü" olabilir. Kıpır kıpır, capcanlı hareketleri, fıldır fıldır gözleriyle tam bir "Doktor" görüntüsü çiziyordu ama bunun yanında Billie Piper yoldaşlığının getirisi kadar götürdükleri de vardı; aralarındaki uyum sonucu izleyenler aşk-meşk bekledi aralarında, bunu da dengede tutmaları gerekiyordu ama aralarındaki aşk gereğinden fazla drama kattı diziye bu da Billie Piper' lı son bölümlerin boğazımıza dizilmesine neden oldu. Son yol arkadaşı Donna Noble zaten bambaşka bir hikayedir... Bütün bunları düşününce ya dizinin genel kurgusu değişecekti ya da David Tennant! Tam bunlar olurken Matt Smith' in çocuksu bakışları, afacanlığı hareket getirdi diziye. Matt Smith' i Midnight bölümünü çekerken düşünemiyorum ama David Tennant' ı da o İskoç aksanıyla İdris' e "Sexy" deyişini de düşünemiyorum. 

River Song-Doctor-Amy
Gelelim Matt Smith' in yol arkadaşlarına; masalsı duruluğa sahip Amelia a.k.a. Amy ve sevgilisi Rory... Bu ikisinin arasındaki aşk (Rory' nin 2000 yıl boyunca Amy' ye göz kulak olması, Amy' nin başı sıkışınca Martha Jones gibi durmadan "doktaağğğ dooookkkktaaaaaağğğğğ" diye bağırması yerine Rory' yi arar gözleri ilk önce) dizinin dengelerini yerinde tuttuğu kanaatindeyim. Bu arada yeri gelmişken belirtmek isterim ki Martha Jones bölümleri çok güzel başlasa da son bölümlere doğru özünden tamamen çıkmıştı bu hanım kızımız ve Donna Noble ile birlikte oynadığı bölümlerde ilk başlardaki stajer doktorumuz profesyonel bir asker olmuştu ki bu rahatsız ediciydi artık.             
Van Gogh ziyareti
Rory-Amy-Doctor
Doctor ve Martha Jones



         


13 Mayıs 2011 Cuma

Yeniden Kedi

Bloga yeniden başladığımda kötü şeylerden bahsetmemeye, depresif durumları bloga taşımamaya karar vermiştim. İlk başlarda iyiydim de. Bugün de yine her zamanki gibi hatta daha da iyi kalktım "Bugün ne de güzel bir gün" deyip. Genelde kötü geçecek günleri yataktan kalkar kalkmaaz hissedecek göz vardır bende ama bu sabah gözüme anlaşılan çöp kaçmış. Önceki yazımda bahsettiğim kedilere bugün ulaştık ve hiç beklemediğimiz kötü bir gerçekle karşılaştık; kedilerden birinin ön patileri ezilmiş, açık yaralar var, sağ patisi de sanıyoruz ki kırılmış. Henüz 2 haftalık olduğu için veteriner de tam hissedemedi kırık mı değil mi ama durumu hiç iyi değil ayrıca yara yeni de değil. Bu kadar can acısı için çok küçük bir yavru. 1 hafta önce doğmuş bir insan yavrusunun 1 kolunun kırıldığını, 2 kolunda da boydan boya açık yaralar olduğunu varsayın. Durum daha gerçek geliyor artık sanırım. Şu an bunları anlattığım -okumaya devam ediyorsan- sen de bunları okuduğun için özür dilerim ama 2 ay anlatsam biraz olsun boğazımda kalbimde midemde hissettiğim sızıyı anlatamayacakmış gibi hissediyorum. Doktorumuz yaklaşık 45 dakika 2 tane minicik -hemen hemen serçe parmağınızın boyunun ve eninin yarısı kadar-  pati üzerinde çalıştı. Doluya koydu almadı, boşa koydu dolmadı... Sonunda bir şeyler yaptık ve kediyi de alıp eve geldim. Annenin yanına koyduk fakat hiç sahiplenmedi yavruyu, tamamen vazgeçmiş durumda bu yavrudan. Şimdi sıcağa sardım, yağsız sütü suyla karıştırıp verdim, devam da edeceğim ama hiç annesinin bakımı gibi olamayacak tabii. Umarım iyileşip büyüyüp mutlu mutlu ortalıkta dolandığını görebilirim. Şu an tek istediğim bu.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Kedüüü

Sürekli bahçemizde takılıp her yıl sektirmeden 2 kez doğum yapıp yavrularına baktıran ama bir kez olsun kendini okşatmayan güzel mi güzel gri kedimiz 6 tane kediyle karşımıza çıktı 1.5 hafta kadar önce. Dün akşam kedilerden 2 sinin gözlerinin mikrop kapmış olduğunu 3. sünün de kapmak üzere olduğunu farkedince veterinerimizi aradık ne yapmak gerekir diye; gözlerinin çapaklandığını ve hiç açılmadığını anlatınca eczanelerde satılan borik asitle silip sipragut adlı damlayı kullanmamızı önerdi. Eve geldiğimde anneleri yanlarında olduğu için yaklaştırmadı bile. Daha fazla rahatsız etmemek adına yarın ortalıkta olmadığı bir sırada "Çapak Operasyonu"na başlayacağız. Hadi bakalım.
Temsili kedi =) Çok da severim temsili kedileri pek de severim

Ben Geldimmmm

Uzun zamandır yoktum ortalarda değil mi? Ama bakın geri döndüm! Ortalarda yokken çok da bir şey yapmadım ama işteeee şimdi buradayım!
Yazın yaklaşmasıyla etrafta nişan, düğün sayısı artmaya başladı. Havalar bir türlü ısınmadı hala ama teeee 5-6 ay öncesinden tarih alan insanlar bunu bilemezdi ya! Hala kahve içmeye gittiğimde sııccaccık kahvelere göz koyuyorum çoğu insan gibi. Her neyse... Son zamanlarda nedense birsürü elişi şey yapasım var. GSF mezunu olarak aslında gayet iyidir elim ama bu tür şeylere her kadın bir dönem merak salar sanırım. Eğer kendimi ikna edebilirsem bir şeyler yapmaya paylaşırım buradan. Eyyorlamam bu haddar!