26 Kasım 2011 Cumartesi

Anneanne-Mim

İnanırsak Olur Bence mimlemiş beni. Konu, babaanne ya da anneanneyle ilgili anılar. 
Babaanneme duygusal açıdan uzak biri değildim, ama anneannenin elinde büyüyünce tabii daha çok hikaye geliyor aklıma anneannemle ilgili.

Ben henüz 4-5 yaşındayım, kuzenimse benden 4 yaş büyük. İkimize de gündüzleri anneanne bakıyor, çalışan annenin çocukları olduğumuz için. Tabii ben kuzenin üstüne bir nevi "kuma" gidince başlıyor kavgalar-gürültüler. Bir gün deli gibi kavga ediyoruz, bağrış çağrış ama ne gürültü yer yerinden oynuyor... Anneannemin kalbi çarpıyor, ilk ve son kez anneannemi öyle görüyorum. Birimiz kapı-pencere açıyor, birimiz kolonya döküyoruz , diğerimiz su getiriyor... Az önceki kavgadan eser yok anneanneyi ilk defa öyle görmenin etkisiyle. Neyse... Teyzem geliyor, kuzen evine gidiyor ardından anneannem beni eve götürürken benimle konuşuyor "Bak yavrum, ablanla böyle kavga ederseniz ben iyice hasta olurum, bakamam size. O zaman size kim bakacak?" Bende hala sinir geçmemiş haklı olduğumu düşündüğümden, belli gelen cevaptan "Eh o zaman n'apalım, başımızın çaresine bakarız!". Anneannem geçen onca senden sonra hala gözümün içine baka baka bu hikayeyi anlatır insanlara, nasıl üzdüyse onu cevabım. Tabii o zamanlar anneannemin ne kadar kırılgan ve alıngan olduğunu bilmediğimden sallamışım bol keseden, halbuki şimdi bile sığınılacak bir yerdir anneannemin evi, kucağı.

Yine kuzenle Susam Sokağı saatlerimiz vardı, sokaktan koşa koşa girerdik anneannemlere, koltuğun televizyona en yakın köşesini kapmak için yarışırdık. Yerleşmemiz bitip Susam Sokağı' nın başlama saati geldiğinde mutfakta anneannenin zaten hazırlamakta olduğu şey için seslenirdik "Anneannneeeeeeeeeeeee! Hoop tereyağlı ballı ekmeeeeeeek!" Anneanneme hiç hatırlatmamıza da gerek kalmazdı aslında, ne zaman koltuğumuza kurulsak, bizim seslenmemizle anneannem elinde tepsiyle girerdi salona. 

Anneannem çok tatlı düşkünü biri değildi, bu nedenle pek tatlı yapmazdı da ama ben bayılırdım tatlıya. Kek için ölmezdim ama kek hamurunun kasede kalan kısmına delirirdim. Sadece bunun için anneanneme -bir de havuçlu olacak!- kek yaptırırdım. Kek piştikten sonra 1 dilim ya yiyip ya yemediğimi keşfedip hamura nasıl dadandığımı keşfettiği için bir daha yapmamıştı, yapsa da "Keki yiyeceksen yapayım" derdi, gözlerimin içine içine bakarak yalan söylüyor muyum diye anlamak için. O bakışlara sıkıysa yalan söyle! Bunun dışında gül kokusu da her zaman anneannemi, anneannemin evini hatırlatır bana. Çocukluğumdan beri anneannemlerin bahçesinde büyük büyük gül ağaçları vardı. Hala var gerçi ama eskisi kadar çok gül vermiyorlar ve daha az gül ağacı var. Bu ağaçların verdiği güllerin birazını toplar gül reçeli yapardı. Gül reçeli yaptığı günler anneannemin evine girip girip çıkardım o şekerli muhteşem gül kokusu için. Başka gül reçelleri tatsam da hiçbiri anneannemin yaptığı kadar güzel tatta ve kokuda olmadığından bu gül reçeli denemelerimden vazgeçtim sonunda.

Bu yazıyı okuyup kendi hikayelerini anlatmak isteyen herkes mimlidir. =)

2 yorum:

inanirsakolurbence dedi ki...

Çok güldürdün beni hazırcevap bir çocukmuşsun:D

Yağlı ballı ekmek de o zamanların favori yiyeceğiydi ama dediğin gibi eski tatlar yok artık:)

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Oooh daha ne cevaplar vardı bende! Neyse ki yarısını içimde tutuyordum =P

Tatların da 15-20 sene öncekiyle bile aynı olmaması ne garip değil mi?