11 Eylül 2011 Pazar

Satürn Deme Bana!

Çok astrolojiksel bir başlık oldu, evet. İçeriği de biraz öyle olacak zira -benden söylemesi-.
29 yaşa yaklaşırken yaşanan bir döngüdür Satürn döngüsü -ben biraz erken yaşadım ve bitiriyorum-. Mahveder, yakar, yıkar, taşı taş üzerinde bırakmaz. Satürn, hangi evinizden geçerse orayı vurur. Benim 12. evimdeydi; bilinçaltı, sezgi, geçmişin tortularıdır bu ev. Aynı zamanda tutsaklığı yönetir. Hapis halidir; nasıl ki bilinçaltımızdakiler derinliklerde bir yerlere bir nevi hapsolmuşsa bu da öyledir. Duygusal hapis, baskıdır. İnziva getirir. Soyutlanmadır.O zamana kadar yapılanların karşılığını göremediğini düşünürsün, sahip oldukların yeterli gelmez, gerekli de gelmez. Yeni kararlar gereklidir ama o kararları uygulayacak ne enerjin vardır ne de isteğin. Bir akşamüstü, senin için "Aaaa o, benim için çok özeldir" diyen insanların ne kadar rahat yalan söylediğini görürsün, sıradan bir sabah, birden, nasıl 13 kilo birden aldığını farkedersin, sevdiklerinin aslında seni kullandığını ayan beyan görürsün, iş bulamazsın, görüşmeye gittiğinde senin konunda, senin yarın kadar bile bilgi sahibi olmayan -alakası da olmayan- insanlar sana saçma sapan şeyler iddia ederler durmadan, ama susmak zorunda kalırsın, uyandığında sabah mı akşam mı farketmez senin için, "Madem bir yaratıcı var; o zaman neden...?" ile başlayan cümleler beyninin içindeki depremden arta kalan yıkıntıların arasından çıkan karafatmalar gibi dört bir yana üşüşürler, manevi olarak seni ayakta tutan neyse çıkar gider hayatından, isteyerek ya da istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek.


Bu blogu ilk açtığımda bu ruh hallerinin tam ortasındaydım. Savaşıyordum biraz bu hallerle. Bambaşka dünyalara,  bulaşmadan, kıyısından geçerek tanık olmak istemiştim. Sağlam planlara ihtiyacım vardı, hayatına devam eden, edebilen insanlar neyle ayakta kalıyordu bilmem gerekiyordu. Çoğu sabah, sanki banyoda ayağım kaymış ve kafamı lavabonun kenarına çarpıp bayılmış da kendime yeni gelmiş gibi uyanıyordum. Manevi olarak beni ayakta tutan insanları kaybediyordum birer birer. En sonuncusu ise aralarında en son hayatıma giren ama beni diğerlerinden daha çok anlayan, sevdiğine inandığım biriydi. Aslında ben hatalıydım ama bazı hatalar yapılmaya mahkum oluyor, bilsen de tutamıyorsun kendini, sonunu bildiğin bir cinayet romanını okumak gibiydi bütün bu kaybediş süreci.

Bu bloga ikinci kez başladığımda ise kötü şeylerden bahsetmemeye karar vermiştim. Pek çok zaman başardım da. Bu yazıyı ise daha çok "tecrübe aktarma" niyetiyle yazıyorum. İç hesaplaşmalarımın sonlarındayım. Yakında yükselenimin evine giriyor Satürn, yani 1. evime. Daha mutluyum, daha hafif içim. Karanlığımla tanıştım, kaybettiklerimi kabullendim, asla ne olmadığımı gördüm ve ne olmamam gerektiğini anladım. Artık planlarım var. Hem de pek çok planlarım var. Bu planların B planları da var.
Çok yenilgi tattım bu dönemde. Olmadı bir şekilde hiçbir istediğim, hatta istemeye istemeye adım attığım yollar da kapandı. Şimdi omzumu silkip "her ne haltsa, o zaman bakalım bu yol nereye gidiyor" deme cesaretim var. Sabır konusunda biraz daha çalışmam gerekiyor ama sonuçta bir şekilde olacak bir şeyler. 2 yıl öncekinden bambaşka biriyim. "Eh normal canım" demeyin. Savaş sonrası Japonya' dan yok bir farkım. Bütün değer yargılarım değişti, yok etti beni, ama artıık yeni değer yargılarım, yeni "ben" var tam burada, bu satırları yazan. "Tebdil mekan ferahlık getirir" diyen bir miletin ferdiyim. Değişik olan da tadılmalı, bata-çıka, yanıla yanıla doğruyu bulmalı.

7 yorum:

Bolat dedi ki...

Blogger olma fikri güzel, paylaşmalı paylaşmaya değer olan ne varsa, keder,evinç....

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Paylaşmadan, anlatmadan değeri tam olarak ortaya çıkmıyor zaten yaşananların. Herkes bir şekilde aynı ya da benzer yollardan geçiyor, daha geniş bir dünyası oluyor insanın, farklı açıları görebilmeye başlıyor. Blogların en güzel yanıysa blog sahibi, dünyasını sana kendi anlatıyor, sen parçalardan, şundan bundan çıkarmaya çalışmıyorsun. =)

pisikopati dedi ki...

çok güzel umutlu bir yazı hadi bakalım kolay gelsin yeni evindeki satürnle:)

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

Teşekkür ederim pisicim. Karanlık çağdan rönesansa yaklaşıyor gibi hissediyorum ve işin güzel kısmı giderek daha yakın hissediyorum kendimi dalgalanmalar olmadan =). Etkileri birkaç ay öncesinden başladı aslında ve buradaki yazılarıma da yansımış, şimdi geriye dönük yazılarımı gözden geçirince farkettim. Demem o ki, blog güzel, yazın-yazdırın efem!

Özgür Ceren Can dedi ki...

şahane bir "kahpe satürn" analizi, bayıldım ;)

inanirsakolurbence dedi ki...

Bu püsü benim karamelime benziyor yaa:)

Mimledim seni onu haber verecektim:)

Süpersonik Çok Bombastik dedi ki...

@Özgür Ceren, teşekkür ederim. insan yaşadığını hep daha iyi anlatıyor, yaşamasam sanırım farkında bile olmazdım.

@inanırsakolurbence, çok tatlı bir pisiydi o, demirin arkasında kalan kısımlara ağzıyla ulaşamadığı için patisiyle önüne çekip çekip öyle yiyordu, sonunda pes etti, biz de önüne doğru ittirdik azcık mamaları, bizden ürkmeyeceğini anlayınca. İnanılmaz tatlı bir kediydi, çoğu sarman gibi.
Ayrıca mim için teşekkürler =)