25 Ağustos 2011 Perşembe

Ağaçlar Kırmızıdır Ateş Mavi

Daha ilkokul çağında kıyma kadar bir çocukken renkler beni çamaşır makinesinin oyuncu kedileri etkilediği kadar etkiliyordu. Sınıfın çoğu Orman Haftası için resim derslerinde piknik yapmaya çalışan çocuklar çizip konuşma balonuyla onların içine yazılar yazarken ben ormanları mavi-turuncu-kırmızı ateşlerle yakıp hayvanların kaçışmasını çiziyordum. Etraftan gelen "Mavi ateş mi olur be?!" nidalarına aldırmadan yapıyordum bunu. Parmak kadar halimle ateşin mavi de olabileceğini keşfetmiştim. Orası kendi dünyamdı ve istersem gökyüzü fıstık yeşili bile olabilirdi. Çantamda, yanımda, elimin altında hep çizecek kalemim, kağıtlarım oldu hayatımın geri kalanında da. Bu durum da zamanla ne kadar tembelleştiğimi ve bununla birlikte ne kadar hayalgücümü kaybettiğimi görmeme neden oldu. Çok yıkıcı bir ikili. Tembelliği bir bırakabilsem eminim hayalgücüm de zamanla yeniden eski haline gelecek ama bu sefer de tezcanlı oluşum girecek devreye. İnsanlar kendi şanslarını kendileri yaratır çoğu zaman. Bu durumda kendi şansımı ne kadar zorladığımı daha doğrusu ne kadar zorlamadığımı görüyorum. Blog yazmak, günlük tutmak da bu işe yarıyor zaten. Bakalım geçen yıl bu zamanlar ne yapıyormuşum diye 365 gün kıyaslaması yapınca başımız göğe ererse ne ala.



Hiç yorum yok: