18 Temmuz 2011 Pazartesi

Bu Serginin Tam Zamanı

Bugünlerde yolu İstiklal' e düşen herkesin gözü eminim geçen yıl açılan ARTER' in camından içeri kaymıştır. Patricia Piccinini' nin "Beni Bağrına Bas" sergisi hem görsel olarak çok büyük bir zevk kaynağı hem de düşünsel açıdan "aaa gerçekten" nidaları attıranbir sergi ve bu klişeleşmiş cümleyi ilk defa kullanmama neden oldu; "farklı olanı yargılama" konusunda dönüp kendime bir bakmamı sağladı. Gündemin can acıtıcı derecede kötü bir şekilde yoğun olduğu bugünlerde farklıyı, kendi algımızca çirkini, bizden olmayanı bağrımıza basabileceğimizi farkettiriyor. Serginin girişinde 2 çalışma göze çarpıyor biri, birbirine sokulmuş, vespa tarzında motosikletten devşirilmiş geyik figürlerinin mutlu mesut birbirine sarılması, diğeri ise 10-15 tane üstüste konmuş sandalyenin tepesinden etrafı izleyen çocuk. Broşürdeki açıklamalarda, sanatçı, çocuğun etraftakileri tepeden izleyerek belki de etrafı kendi değer yargılarınca yargıladığını anlatıyor. Benim favorim ise "The Welcome Guest" isimli çalışması oldu. Sanatçının çalışmaları için, sergiye gidenlerinin çoğunun farkedeceği şey, çocuk figürlerinin çokluğu. Bunun için de "yarattığım dünyayı en iyi, en kolay çocuklar kabullenebilir" demiş. Dönüp son 1 haftanın gazete manşetlerine baktığımızda bu kadar düşmanlık, bu kadar farklılıkların kabul görmediği bir dünyada aslında ihtiyacımız olan tek şey çocuksu bir bakış açısıdır. Seinfeld' in bir bölümünde Jerry' nin şovu sırasında söylediği bir şey geliyor aklıma; yaklaşık olarak şöyle bir şeydi; "Çocukken arkadaş olmak daha kolaydı; kapının önünde bir çocuk mu duruyor? O zaman arkadaşındır."

Patricia Piccinini "The Welcome Guest"


Şu 1 paragrafa bakıp "çocuklara, çocukluğa övgüler düzdün; çok mu seviyorsun çocukları Süpersonikçiğim?" derseniz tansiyonumu oynatacak derecede agresifleşirim. Ben ki pazar pazar Moda' daki kahvaltıma gürültü unsuru ekledikleri için çocukların önlerinden göstere göstere koca bir külah Ali Usta dondurmasıyla geçen insanım.

Bu noktaya kolay gelmedim tabii. Oku, mezun ol, iş bul, eş bul, evlen, çocuk yap, onu okut vs vs. Bütün bunların sadece belli bir düzeni sürdürmek adına bunca desteklendiğini farkettiğimden beri alabildiğine karşıyım. Evliysen başkasının hayatından da sorumlusun demektir, 3 kuruş maaş da alsan aileni yaşatabilmek için boyun eğmek zorunda kalacaksın bütün bunlara. Çocuğun olduğunda durum daha da vahim. Artık tamamen senin sorumluluğunda başka bir varlık var. Eğer hayatında en ufak bir düzen değişimine gidersen kaybedeceğin çok şey var. Normalde daha 5 yıl öncesine kadar hiçbir şekilde kabul etmeyeceğin şeyleri çocuğun için düşünmeden kabullenmeye başlıyorsun. Hatta şu aralar o kadar revaçta ki ne kadar çok şeyden fedakarlık ediyorsan o kadar iyi bir annesindir-babasındır. Bütün bunlar daha korunaklı "son model" arabalardan alma, bilmem ne citylerden güvenlikli, havuzlu, çocuk parklı ev alıp orada yaşamaya başlama noktasında buluyorsun kendini. 3 saat bile vakit ayıramayıp hayvan haklarının savunulduğu bir yürüyüşe bile katılamıyorsun, imzanı atamıyorsun bir kampanyaya. Yani sesini çıkaramıyorsun en demokratik halde bile. Üstelik bunlar ne için? Sürekli "ben" diyen, kendi isteklerinden başka bir şeyi umursamayan çocuklar için.
Bu noktada da iğrenç bir ikilem bekliyor seni; çocuğun 20 li yaşlarına geldiğinde o çocukken katılamadığın protestoların, yürüyüşlerin, imza kampanyalarının ceremesini çekecek oluyor. 

Hiç yorum yok: