4 Haziran 2011 Cumartesi

Bumerangcı Amca

Sanırım üniversitenin son senesiydi -hayır anlatacağım hikayenin üniversiteyle pek bir ilgisi yok, bir şeyin ne kadar önce olduğunu hesaplamak için artık liseyi, üniversiteyi baz alıp hesaplıyorum nedense farkında bile olmadan- Caddebostan sahilin o Migros tarafı değil de öteki tarafında bol kedinin olduğu günlerdi; çelimsiz, ağzında sürekli sigarayla dolaşan bir adam elinde onlarca bumerang, onları satıyordu. Yanımdaki arkadaşımla "e hadi birer tane alalım" dedik. Adamla ilgili kafamdaki en net şey adamın aslında elindeki en kötü bumerangı bile satmak istememesiydi.
Bir an gözümün önüne Van Gogh ve niceleri geldi. Hayır Van Gogh da öyle değilmiş hatta çalışmalarını perde niyetine kullandığı ya da içki almak için sattığı olurmuş. -Şimdi gecenin bu saati bu kadar civcivli bir gün geçirdikten sonra hatırlayamayacağım yanlış bilgi veriyorsam da veriyorum kime ne?- Sanırım yaşamı boyunca sadece 1 eserini satmış Van Gogh bey amcamız. 
Daha sonra Caddebostan' a bir hayli uzak olan evimin yakınlarında gördüm bu amcayı birkaç kez, üstüne bumerangı okula götürüp arkadaşlarla oynadığımızda hocalarımızın da birkaçının o adamı tanıdığını anladım. Bumerangın üstüne ismini yazmıştı ama tam okuyamadım; 'Tuna' yazıyormuş gibi gelmişti ama bizim hocalardan biri başka bir şey söylemişti sanki. -Oh artık bitsin bu belirsizliklerle dolu hikayelerim!-
Hiç yaptığı şeyleri başkasına vermeye kıyamayan bir insan olmadığım halde bu insanları çok iyi anlıyorum empati yeteneğim çok gelişmemiş olmasına rağmen. Bakın "yetenek" diyorum; yani geliştirilmesi gerek, uğraş, zaman ister. Bumerang yapmak gibi...
Tuna diyelim, Tuna bey bize bumerang seçerken bir türlü tam olarak beğenemiyordu bir tane vermek için ama sanki aslında "hadi gelin oynayalım azıcık" der gibi bir hali de yok değildi.

Hiç yorum yok: