18 Mayıs 2011 Çarşamba

Gündüz Uykucuları

Korkuların, düşünce yapısının, farkında bile olmadan yapılan bazı hareketlerin genetik olduğuna inananlardanım; yani hepsi gen haritamızda bir yerlerde gizleniyor, yeterli şartlar meydana gelince bu korkular, kararlar, tepkiler çıkıyor. Daha açık anlatmak gerekirse birinin hiç bilmediği, tanımadığı büyük büyük büyüüük ve daha da büyük dedesi yangında ölmüşse, kişi yangında ölmekten korkabilir. Sadece somut olarak bakmamak gerekir yani duruma. En makul örneği ailede sadece anneannede renkli göz vardır ve torun da o renkli gözü alır. Daha bir kaç gün önce gazetede siyahi bir çiftim sütten daha beyaz, bakınca parlaklığından göz alan bir bebekleri olduğu haberini okudum. Eh bu adam manyak değil ya 1-2 test yaptırıp çocuğun kendinden olduğundan emin olmadan bütün dünyaya ilan etsin bu durumu! Bembeyaz olması için kaç jenerasyon geriden gen almış çocuk bilemiyorum ama anne de baba da melez değillerdi. Ya da nadiren de olsa karşılaşılan (adını tam bilmemekle birlikte) "yansıma etkisi" olayı var; anne karnındasınız, her şey çok güzel, fasülye kadarsınız, bütün parçalarınız bir arada ama şekli yok henüz... Doğup büyüyorsunuz bir yerinizde sorun çıkıyor ama bu kendini bambaşka bir yerde hissettiriyor; yani anne karnında burnunuzun sırtınızın hemen yanında olduğu zamanlarda genetik kodlarınız bu iki yeri birbirinden çok da ayırt edemiyor ve bu iki yerden birinde sorun çıktığında diğer yanınız da ağrıyıp sızlıyor! Bütün bunların ışığında birinin kalkıp bana az önce söylediğim yanarak ölme korkusu türünden şeylerin genetik olmadığını söylemesi için çok sağlam argümanlar sunması gerekir (biliyorsan sen anlat, ben anlamaya çalışırım =P).

E şimdi siz bana diyeceksiniz bu anlattıklarının gündüzle uykuyla ne alakası var? (Gerçi az çok nereye bağlayacağımı anlamışsınızdır)
Zamanında büyüüüüüüüüüüüüüüükkk büyüüüüüüüüüüüükkk atalarımız gündüz avlanıp, gece mağarada uyurken sanmıyorum ki herkes aynı sistemi körü körüne takip etsin. O zamanki şartları bilmiyorum tabii ki ama aklıma çeşitli ihtimaller geliyor benim gibi gündüz uykucularının atalarının yaşamları hakkında;

1-Çoğu aile bir arada yaşıyordu,herkesin bir görevi vardı; biri su bulup getirir, üçü avlanır, biri hasta iyileştirir, biri nöbet tutar...

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen nöbetçi olandır.

2-Çoğu aile kendi başına takılıyordu, bazıları habire çalışıp didiniyor, diğerleri çalıyordu. Bunu en iyi gece yapabileceği için geceleri hep uyanıktı.

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen çalıp çırpıcı olandır.

3-Çoğu aile bir arada yaşıyordu ve aralarından bazılarının uykusu inanılmaz hafifti ve kulakları çok hassastı. Her bebeğin ağlayışına, her insanın horlayışına, her mağaranın etrafını koklayan ilkçağ aslan-kaplanınının çıtırtısına ilk bu uyanıyordu.

-Bu durumda eğer bu blogu gecenin 3 ünde faltaşı gibi gözlerle okuyorsanız sizin atanız muhtemelen uykusu hafif olandır. Kulaklarınız da iyi duyuyorsa bu kişiye en azından içinizden; durumdan memnunsanız teşekkür, 
şikayetçiyseniz küfür edebilirsiniz.

Bütün bunlardan sonra bana sorarsanız ki "Peki o atalarımızın çalıcılığı, nöbetçi olmak için sazanlığı ya da o kadar iyi duyuyor olması da mı genetikti?" buna henüz bir cevabım yok... Sadece öğrenilmiş olabilir derim. Ama daha yerine oturmuş bir cevap bulayım ilk size söyleyeceğim.
Şimdilik iyi oturmalar.

Hiç yorum yok: